Balkonda çay keyfi yaparken Feysbuk'ta yukarıdan aşağı geziniyorum.

Mahzuni Baba'nın videosunda durdum:

"Bir daha gel, gel Samsun'dan

Sarı saçlım mavi gözlüm, nerdesin!"

Birden aklıma ülkücü geceler geldi.

Kavgalar, öfkeler, acılar, Tanrıdağı, Hira...

Sahi, niye ülkücü ozanların "Sarı saçlım mavi gözlüm" gibi dile düşmüş bir bestesi olmadı?..

Dile düşmesinden de vazgeçtim, Atatürk üzerine şiir yazıp beste yaptılar mı?..

Siyasal kitleler sadece kitap ve dergilerden değil düşünce gıdalarını müziklerden alır çoğunlukla.

Atatürk'süz Türk milliyetçiliği elekle su taşımaya benzer.

Ülkücülerin Menzile, Fetö'ye, tarikat ve cemaatlere kapıkulu olmasındaki en büyük etken de Atatürk'e uzak duruşlarıdır.

İşte o yüzden ülkücü ozanlar Atatürksüzdür.

★★★

ABDÜLHAMİT, FİLİSTİN, YAHUDİLER VE BEYNİNİZE SAKSI TESTİ

Fransız Seyyah Albert Renouart 1891'de İstanbul'u gelişinde Osmanlı yetkililerden aldığı bilgiye göre Yahudilerin durumunu şöyle özetlemektedir:

"Avrupa kıtasında yaşayan Osmanlı vatandaşı Yahudiler: 50.000 ,Filistin'de yaşayanlar: 40.000, Anadolu'da 60.000 olmak üzere toplam 150.000."

Osmanlı vatandaşı olan Yahudiler, Müslümanlarla aynı haklara sahiptiler. Abdülhamit döneminde, 5 Mart 1883'de çıkarılan yeni kanun, başka ülke topraklarında yaşayan Yahudilerin Filistin'de taşınmaz mal satın almalarını yasakladığı doğrudur.

Amaaaaa... Eğer Allah'ın verdiği beyni saksı olarak kullanmıyorsanız şunu düşünmeniz gerekir:

"Abdülhamit zamanında, Osmanlı vatandaşı 150.000 Yahudi yaşıyorsa Filistin'den toprak almak için o kadar yol var demektir. Kaldı ki sadece Filistin'de 40.000 Yahudi vardır."

Saksıyı çalıştırmaya bu yetmedi ise çok önemli başka bir bilgi vereyim: "Abdülhamit tahta çıktığında Filistin'de sadece 3.000 Yahudi vardı, tahtan indirildiğinde ise Yahudi nüfusu 50.000 olmuştur."

Şimdi şu soruya cevap verin:

"Abdülhamit zamanında, Filistin'de, Yahudilere toprak satıldı mı, satılmadı mı?.. 'Satılmadı' diyorsanız nüfus artışına bir açıklama getirmeniz gerekir."

Beyninizi saksı olarak kullanmayı bırakın!..

★★★

Bu vatan için, Türk milleti için ve insanlık için bir düşünceniz yoksa siz ülkücü olamazsınız.

"Ama ben gurd yapabiliyom"

"Geç onu!.. Tek başına hiçbir şeydir.

"İyi de slogan atabiliyom..."

"O da bir işe yaramaz."

"Abi sen hep moral bozuyon; kimin hesabına çalışıyon?"

"Önceden KGB idi, şimdi Mossad'a geçtim."

"Tahmin etmiştim zaten..."

BİR FİLİSTİNLİNİN TÜRKLERE MEKTUBU

Merhaba‚ ben bir Filistinliyim, Arap'ım.

Artık bize yardım etmeyin çünkü biz bu bunları hak etmiyoruz.

1837’de henüz Osmanlı toprağı iken Filistin bölgesinde sadece 9000 Yahudi yaşıyordu.

1860’da Rusya ve Avrupa'daki gelişmeler nedeniyle topraklarımıza Yahudi göçü başladı. Yahudiler hepsi parayla‚ altınla geliyorlardı. Bu da bizim çok hoşumuza gidiyordu.

50 sene önce sadece 9000 olan Yahudi nüfusu 1882'de 50.000 olmuştu.

O zaman Osmanlı Yahudilere toprak satışını yasaklamasına rağmen‚ bizler alavere dalavere çevirdik ve onlara toprak satmaya başladık.

Toprak satmak için adeta sıraya girmiştik.

Çünkü Yahudiler beş para etmez topraklarımız için 3-4 misli fazla bedel ödüyorlardı.

Birden hiç görmediğimiz kadar para gördük. Sonra Yahudiler bizlere bu paraları nasıl harcamamız gerektiğini öğretti.

Filistin'in her kentinde açılan bar‚ pavyon‚ gazino gibi ortamlarda‚ içkili mekânlarda bu paraları bir güzel ezdik.

Efsane günlerdi gerçekten.

Yahudilere toprak satarak aldığımız paraları‚ onlara ait eğlence merkezlerinde‚ vur patlasın çal oynasın Yahudi dilberleri ile yedik.

Tabi bu arada Yahudi nüfusu sürekli artıyordu.

Ticaret yaptık Yahudilerle.

Yafa limanı açıklarına demirleyen bir Fransız gemisinin limana girmesine Türkler izin vermiyordu.

Yahudiler de bize para teklif ettiler.

Mavnalarımızla açıldık ve bu gemiden tam 450 sandık taşıdık 2 gece içinde.

Türkler bizim mavnalarımızı aramıyordu.

Sonradan öğrendik ki bizim taşıdığımız sandıklar silah doluymuş.

Güzel para kazanmıştık bu işten‚ önemli olan buydu bizim için. Sonra Osmanlı bizim yediğimiz haltları anladı, işi iyice kontrol altına aldı. Yahudi dostlarımıza bir metrekare bile toprak satamıyorduk artık.

Biz de toprak satabilmek için Yahudi para baronlarını‚ Filistin'in yerel idarecileri ile tanıştırdık.

Neticede onlar Türk değildi‚ bizdendi‚ Arap'tı.

Osmanlı'nın Filistin'deki bu Arap yöneticileri sayesinde Yahudileri Osmanlı vatandaşlığına geçirterek toprak satmaya devam ettik.

Ohhhh‚ yine paraya doymuştuk işte.

Ama sonra bu durum da anlaşıldı. Osmanlı yine işimize taş koydu. Gerçekten anlamıyorduk‚ Osmanlı neden bu kadar karışıyordu toprak satmamıza?.. Satarız‚ satmayız‚ onlara ne?..

Kızmıştık Osmanlı'ya...

Derken 1. Dünya Savaşı başladı. Tabi biz Osmanlı´ya kızmıştık‚ İngilizler geldi o zaman.

İngiliz demek medeniyet ve özgürlük demekti. Bize bol bol altın verdiler‚ para verdiler. Filistin cephesindeki Türk askerlerini soyduk ve büyük paralar kazandık. Ha bu arada bir İngiliz albay vardı‚ adı Charles Wembley.

"Türk askerlerinin karnı altın dolu‚ gidin onları alın" dedi bize. Biz de Filistin'de yakaladığımız her Türk'ün karnını deştik‚ ama altın falan yoktu.

Olsun varsın‚ İngiliz her Türk askeri için para ödüyordu bize. Sonra Osmanlı yenildi. Kanal Harekatında Türk askerine gelen bütün yardımları yağmaladık‚ tam 14.000 Türk askeri öldürdük orada. Sonra tabii Filistin´den çekildiler. Büyük İngiliz komutan geldi. Adı Edmund Allenby´di. Bize süper teklifler yaptı. Biz onu çok sevdik hatta ismi de uygun olduğu için ona "El-nebi" (peygamber) dedik. Sonra bizim İngiliz El nebi´ye taa Şam´a kadar eşlik ettik. Hatta el nebi Şam´daki Selahaddin Eyyubi´nin sandukasına çizmeleri ile basmadan önce çizmelerini parlatan kişi Filistinli bir Arap'tı.

Neyse‚ çok detaya girdim.

Büyük savaş bittikten sonra artık Osmanlı tehlikesi ve zulmü ortadan kalktığı için Yahudi kardeşlerimize istediğimiz kadar toprak satabiliyorduk.

Efsane günler geri gelmişti.

Bu arada Yahudiler kale gibi köyler inşa ettiler‚ her köyün kendi silahlı korucuları vardı. Bize artık dostane davranmıyorlardı. Araplar ve Yahudiler arasında çıkan anlaşmazlıklarda‚ İngilizler hep Yahudileri haklı buluyordu. Sanki biraz adaletsizlik vardı‚ Osmanlı daha adildi sanki. Neyse‚ biz halimizden memnunduk.

Tabii ki Yahudi kardeşlerimiz sayesinde çalışmadan bol paralı günler geçiriyorduk. Birkaç münferit olayın ne önemi vardı ki?

Bu arada 2. büyük savaş başladı.

Duyduk ki Avrupa´da Yahudilere zulüm ediliyormuş.

Onların buraya gelmesi için bağış topladık aramızda.

Daha çok Yahudi geldi‚ biz de daha çok toprak sattık onalara.

Bu büyük savaş da sona erdi tabi.

Bu arada İngilizler Filistin´den ayrılmaya karar verdi‚ ayrılırken de Filistin´i bize bırakacaklar sanıyorduk ama onlar iki ayrı devlet kurulması için Birleşmiş Milletler’e gitti. Tam o sırada Yahudi kardeşlerimiz bize saldırdı. Ohooo saldırmak ne kelime‚ anamızı bellediler resmen. Sonra İngiltere Filistin´den ayrıldığını ilan etti ve burada İsrail devleti kuruldu.

Ne olduğunu anlamamıştık bile.

Daha sonra Yahudilere her "Kahrolsun İsrail" diyerek saldırdığımızda topraklarımız biraz daha küçüldü.

Topraklarımızı bu sefer parayla değil‚ tankla‚ topla alıyorlardı. Biz ise hiçbir şey yapamıyorduk.

Aradan yıllar geçti‚ artık biz dünyanın gözünde birer terörist olmuştuk.

Eh madem teröristtik‚ terörist gibi davranalım dedik.

O yıllarda Türkiye'de de Pkk terör örgütü faaliyetlerine başlamıştı‚ onların ilk eğitimlerini bizim kamplarımızda verdik.

Siz Türkler ise İsrail'e karşı hala bizi destekliyor‚ bize acıyordunuz.

Sonra Ermeniler bize yardım etti‚ biz ermeni soykırımını tanıdık. Siz bize yine yardıma devam ettiniz.

"Enayi parası" diyorduk sizin yardımlarınıza‚ oluk oluk akıyordu maşallah.

İşte böyle böyle bugünlere geldik.

Şimdi anladınız mı "Bize yardım etmeyin" dememin sebebini.