banner395

Aynı değirmene su taşımak

Dünkü yazdıklarıma bazı okurlar eleştiri getirmiş kendince.

Zeki ve akıllı olduğu için açık yakalamış...

Diyor ki: “Önce Müjdat Gezen’le Metin Akpınar’a destek çıkar gibi görünüyorsunuz. Ardından hemen neme lazım deyip görüşlerine katılmıyorum diye ekleme yapıyorsunuz.”

Bunu bana yazan kişiye sorsanız kendini “aydın” olarak tanımlayacaktır mutlaka.

Oysa burada “aydınlık” yok, “aymazlık” var.

İlkel bir bağnazlık var.

Birinin fikir özgürlüğünü ya da ifade özgürlüğünü savunmak için ille de “aynı fikirde” mi olmak lazım?

Tam aksine, aynı fikirde olmadığın adamın da fikir ve ifade özgürlüğünü savunmak gerekir.

Eğer sadece kendi fikrinde olanların fikir özgürlüğünü savunursan, ne farkın kalır Akpınar veya Gezen’i, “Atalım içeri akılları başlarına gelsin” diyenden.

Ben aynı fikirde olmayabilirim ama onun da fikrini söyleyebilmesini isterim.

Ve katılmam.

Hiç ama hiç katılmam.

Katılmadığımı da söylerim.

Niye katılmadığımı da anlatayım.

Ben Türkiye’yi bölen, cepheleştiren, toplumun bir kısmını ötekileştiren hiç kimsenin bu amaca yönelik söylemlerine de, fikirlerine de katılmam.

AK Parti'ye oy vermeyen vatandaşları ötekileştirenle, AK Parti’ye oy veren vatandaşları ötekileştirenler arasında bana göre zerre fark yoktur.

İkisi de aynı değirmene su taşırlar.

Biri sağdan döker suyu, diğeri soldan.

Ama her ikisi de değirmenin çarkını döndürür ve çarkın döndürdüğü değirmen taşı bizim toplumsal barışımızı, millet olma özelliğimizi öğütür.

Ben o suyu taşıyanlarla aynı fikirde olamam.

Ama suya bir taraftan su taşıyanın ifade özgürlüğü var iken, diğer taraftan taşınanın olmamasına da katlanamam.

Müjdat Gezen ve Metin Akpınar adliyede.

Müjdat Gezen ve Metin Akpınar adliyede.

***

Can simidi

Size bir soru sorayım.

10 puanlık uzman sorusu falan da değil.

Basit, az biraz zeka ile yanıtlanabilecek bir soru.

Siz iktidar partisinin bir mensubu olsanız, Gezen ve Akpınar’ın ve kimi benzerlerinin yaptığı eleştiri tarzından memnun mu olursunuz yoksa rahatsız mı?

Düşünsenize seçime gidiyorsunuz.

Son 6 aydır ekonomide işler çok da iyi gitmemiş.

Suriyeli göçmenlerden kaynaklanan sosyal sorunlar, geçmiş ekonomi politikalarından kaynaklanan ekonomik sorunlar var.

Kentlerde betonlaşma, trafik, işsizlik gibi mevzular konuşuluyor.

Kızacağınız bir medya, suçlayacağınız bir dış güç falan da yok ortalıkta.

Safları sıklaştırmanız, seçmeninizi bir ortak tehlike karşısında konsolide etmenizi sağlayacak bir tehdit de yok.

Sadece “reel” durum konuşulacak.

Tam bu sırada birisi imdadınıza yetişiyor.

Birkaç cümle ile karşınızda zayıf bir cephe açıyor.

Cephe bile sayılmaz.

Tahkim edilmemiş bir siperden atılmış bir maytap.

Hemen o sipere doğru bir saldırı düzenliyorsunuz.

Gücün orantısızlığı karşısında, oluşan tepki birdenbire sanki karşınızda güçlü bir cephe varmış izlenimi yaratıyor.

Ve “cepheleşme siyaseti” bir anda yeniden güç kazanıyor.

Bence seçime beş kala atılan bu maytaba AK Parti cenahı müteşekkirdir.

TÜSİAD’ın, muhalifimsi medyanın olmadığı ve hedefe konamadığı bir ortamda, atılmış bir can simididir o sözler.


***

Ekonomik buhran ve baskı rejimi

ABD’de Merkez Bankası’nın “bağımsız olduğu” duygusunu güçlendirmek için yaptığı ekonomik hamlelerin, ABD ekonomisinde bir çalkantı yarattığını görüyoruz.

ABD’de finans çevreleri zaten 2020 yılında bir ekonomik kriz bekliyorlardı.

Gelişmeler bu krizin öne çekilebileceği hissini uyandırmaya başladı.

Hem Türkiye’de hem dünyada bazı çevreler ABD’nin bir ekonomik krize girmesini memnuniyet içinde bekler gibi görünüyorlar.

“ABD zayıflayacak, ekonomik gücünü kaybedecek dünya kurtulacak” diye düşünen hayalperest çevreler.

Ekonomi uzmanı değilim.

Bu krizler nereye evrilir bilmem.

Ancak biraz tarih bilirim, biraz geçmiş deneyimleri.

ABD’nin çok ağır ekonomik bunalıma girmesinin dünya için hayırlı olmadığını geçmiş deneyimler gösteriyor.

ABD’de geçtiğimiz yüzyılın başında iki kriz oldu.

Biri sınırlı etkileri olan 1907 krizi, diğeri ise 1929 yılındaki “Büyük Buhran”.

ABD ekonomisinin altüst olduğu, işsizliğin, sefaletin tavana vurduğu 1929 Buhranı’nın etkisi ne oldu biliyor musunuz?

“Faşizm”.

ABD’deki buhran, Avrupa’da “otoriter iktidarlar” dönemini başlattı.

Önce İtalya, ardından Almanya ve İspanya otoriter rejimlerin kucağına düştü.

Bunun etkileri Fransa’da ve hatta İngiltere’de bile görüldü.

Demokrasiler zayıfladı.

Hukuk devletleri sendeledi ve hatta çöktü.

Sonuç malum.

Bu yüzden kimse fazla sevinmesin.

ABD’de başlayacak bir kriz, dalga dalga otoriter rejimleri getirecektir.

Çünkü biliyoruz ki, ders alınmayan tarih, tekerrürden ibarettir.


***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Suçluyu affetmenin, suçsuzu mahkum etmek anlamına geldiğini anladığımız zaman.

YORUM EKLE