banner481

İMAG gözüyle yeni 'yargı paketi!'

İstanbul Milliyetçi Avukat Grubu (İMAG) üyesi Uğur Tarhan, Ali Rıza Kaplan, Kürşat Orhan Şimşek ve Mustafa Veysel Güldoğan, AKP tarafından hazırlanıp, görüşülmesi için diğer partilere gönderilen"yargı paketi"yle ilgili ortak bir değerlendirme raporu hazırladı

İMAG gözüyle yeni 'yargı paketi!'

CİDDİGAZETE

İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu üyesi dört avukat, AK Parti'nin önce MHP'ye gönderdiği, ardından diğer partilere ulaştıracağı yeni "yargı paketi" taslağıyla ilgili bir rapor hazırladı. Avukatlar, Uğur Tarhan, Ali Rıza Kaplan, Orhan Şimşek ve Mustafa Veysel Güldoğan imzalı rapor şöyle:

YARGI PAKETİ TASLAĞI DEĞERLENDİRME RAPORU

Av. Uğur TARHAN

Av. Ali Rıza KAPLAN

Av. Kürşat Orhan Şimşek

Av. Mustafa Veysel GÜLDOĞAN

GİRİŞ

30 Mayıs 2019 tarihinde Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında, yargı alanında bir takım düzenlemelerin yapılacağı kamuoyuna duyurulmuştu. Yine bu kapsamda, yeni yasama yılının başlamasıyla birlikte bazı düzenlemelerin meclisin gündemine getirileceği de ifade edilmişti.

Geçtiğimiz gün iktidar partisi tarafından meclise sunulan ve kamuoyunda ‘’Yargı Paketi Taslağı’’ olarak bilinen kanun taslağında değişiklik yapılması planlanan kanunlar ve ilgili kanunlarda kaç maddenin değiştirileceğine ilişkin liste şöyledir:



1- Pasaport Kanunu (1 madde) 
2- Avukatlık Kanunu (1 madde) 
3- Noterlik Kanunu (1 madde) 
4- YÖK Kanunu (1 madde)
 5- Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri Ve Vergi Mahkemeleri Hakkında Kanun (2 madde) 
6- İdari Yargılama Usul Kanunu (1 madde)
 7- Hakimler ve Savcılar Kanunu (4 madde) 
8- Terörle Mücadele Kanunu (1 madde) 
9- Aile Mahkemeleri Kanunu (2 madde) 
10- Türk Ceza Kanunu (2 madde) 
11- Ceza Muhakemesi Kanunu (14 madde) 
12- İnfaz Kanunu (1 madde)
 13- Çocuk Koruma Kanunu (4 madde)
 14- Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu (3 madde) 
15- İnternet Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Kanunu (1 madde)



Buna göre 15 farklı kanunda toplamda 39 madde değişikliğinin gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. Aşağıda, kanun başlıkları altında yapılması tasarlanan değişikliklere ilişkin değerlendirmelerimiz yer almaktadır.

PASAPORT KANUNU:

Yargı Paketinde yer alan “15/7/1950 Tarihli ve 5682 Sayılı Pasaport Kanunu 14.maddesinde yapılmak istenen değişikliğin getirdiği yenilikler ve uygulama da ortaya çıkacak yeni duruma gelince :

Mevcut düzenlemeye ek olarak 14.maddenin 4.paragrafınadan sonra gelmek üzere “Baro levhasına kayıtlı olan ve en az onbeş yıl kıdemi bulunan avukatlara hususi damgalı pasaport verilebilir. Buna ilişkin usul ve esaslar, Dışişleri ve Adalet Bakanlıklarının olumlu görüşü alınarak İçişleri Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.” eklenmek istenmektedir. Kısaca avukatlar tarafından “Yeşil Pasaport “ olarak tanımlanan hususisi damgalı pasaport alma hakkı burada düzenlenmekte ve 15 yıl ve üstü kıdem sahibi “baroya kayıtlı” meslektaşlarımıza bu hak tanınmaktadır. Yine aynı maddenin devamı fıkralarına göre bu hak meslektaşlarımızın eş ve çocuklarını da kapsamaktadır.

Ancak yasa metni bu haliyle bizce sorunludur. Yasa metninde “…verilebilir..” denmekte olup bu idareye geniş bir takdir hakkı tanımaktadır.Maalesef bu uygulamada sorunlara yol açabilecektir. Yasa metninin “Baro levhasına kayıtlı olan ve en az onbeş yıl kıdemi bulunan avukatlara hususi damgalı pasaport VERİLİR” şeklinde düzeltilmesi gerekmektedir. Yine buna ilişkin usul ve esaslarla ilgili yönetmeliğin ne zaman çıkacağı belirsiz olup bununla ilgili süre mutlaka kesin olarak belirlenmelidir.

Esasında yapılmak istenen yasal düzenleme yıllardır üzerinde konuşulan ve çok geç kalınmış bir düzenlemedir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti ise yargının üç unsurundan diğer ikisi hakim ve savcının sahip olduğu hakka biz avukatların yeni sahip olacak olması çok gecikmiş bir hakkın sahibine teslim edilmesinden ibarettir. Lakin gecikmişte olsa bu hususta emeği geçenlere teşekkür ederiz. Baroya kayıtlı avukatlar, getirilecek bu düzenlemeyle bir çok Avrupa ülkesi de dahil vize talep eden dünyanın yaklaşık 160 ülkesine seyahat etmede vize yükümlüğünden muaf olacak 102 ülkeye doğrudan vizesiz kalan 58 ülkeye de kapıda vize yada online vize ile seyahat edebilecektir.

Yine 14. maddenin sonuna EK MADDE 7 ile getirilen düzenlemeyle; OLAĞANÜSTÜ Hal (OHAL) döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle pasaport yasağının kaldırılması amaçlanmaktadır. Taslak metinde yapılan düzenleme ile ;

EK MADDE 7- Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı nedeniyle;

A) OHAL kapsamında kabul edilen kanunlar uyarınca kamu görevinden çıkarılmaları veya rütbelerinin alınması nedeniyle pasaportları iptal edilenler ile haklarında pasaport verilmemesine yönelik idari işlem tesis edilmiş olanlardan,

B) 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 5 inci maddesi ve 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 35 inci maddesi uyarınca pasaportları iptal edilenler ile haklarında pasaport verilmemesine yönelik idari işlem tesis edilmiş olanlardan,

C) Mahkemelerce yurtdışına çıkmaları yasaklananlar hariç olmak üzere bu Kanunun 22 nci maddesi uyarınca pasaportları iptal edilenler ile haklarında pasaport verilmemesine yönelik idari işlem tesis edilmiş olanlardan, haklarında aynı nedenlerden dolayı; devam etmekte olan herhangi bir idari veya adli soruşturma veya kovuşturma bulunmayanlara, kovuşturmaya yer olmadığına, beraatine, ceza verilmesine yer olmadığına, davanın reddine veya düşmesine karar verilenlere, mahkumiyet kararı bulunanlardan cezası tümüyle infaz edilenlere veya ertelenenlere, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilenlere başvurmaları halinde kolluk birimlerince yapılacak araştırma sonucuna göre İçişleri Bakanlığınca pasaport verilebilir” denmektedir.

Ancak bu düzenleme bu haliyle son derece sakıncalı ve ülkemizi hem iç kamuoyu önünde hem de uluslararası alanda zor durumda bırakacak hususlar içermektedir. Öncelikle şunu ifade etmek gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasal bir hukuk devletidir. Yani yasalar karşısında masumiyeti kanıtlanmış olanlar ve ceza almış olsalar dahi cezası infaz edilmiş olanların Anayasa’da yer alan seyahat özgürlüğü idari işlemlerle sınırlanamaz.

Nitekim Anayasamızın 23.maddesinde “… Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek; Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir. (Değişik fıkra: 7/5/2010-5982/3 md.) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir…” demektedir. Seyahat özgürlüğünün ancak hakim kararı ile sınırlanabileceği belirtilmişken idari işlemlerle yurt dışına çıkış yasağı uygulanması, pasaport iptalleri ve bununla ilgili bir de düzenleme yapılarak bunun ifşası doğru değildir. Mevcut Anayasamız ve yasalar bu sorunları çözmeye yeterlidir. Yeter ki uygulamada hukukun üstünlüğü ilkesi ve hukuk devleti olduğumuz hatırlansın. Hakkındaki soruşturma ve kovuşturmadan aklanmış her Türk Vatandaşı yasalar karşısında eşit olup yasanın kendisine tanıdığı haklardan yararlanabilmelidir. Anayasa ve yasalarda var olan ve ancak belirli koşullar altında hakim kararı ile sınırlanabilecek hususlarda idarenin takdir hakkı ile işlem yapılması bir hukuk devletinde kabul edilebilir durum değildir. Bizce maddeye getirilen bu ek tümden kaldırılmalı veya Anayasa da yer aldığı üzere, seyahat özgürlüğü ve pasaport alma hakkı ancak hakkında soruşturma ve kovuşturma olmak ve kaçma şüphesinin kuvvetli olduğu şartlarda hakim kararı ile sınırlanabileceği şeklinde genel bir düzenlemeyle yetinilmelidir.

AVUKATLIK KANUNU:

Yargı Paketiyle getirilen bir diğer değişiklik ve yenilik biz avukatlar arasında “Avukatlık Sınavı “ olarak adlandırılan düzenleme olup 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu 16.maddesine getirilen :

Aranacak şartlar :

Madde 16 – (Değişik: 2/5/2001 - 4667/11 md.)

3 üncü maddenin (a), (b) ve (f) bentlerinde yazılı koşulları taşıyan ve Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavında başarılı olanlardan, stajyer olarak sürekli staj yapmalarına engel işleri ve 5 inci maddede yazılı engelleri bulunmayanlar, staj yapacakları yer barosuna bir dilekçe ile başvururlar” şeklindeki düzenlemedir.

Ne var ki baroların ve biz avukatların yıllardır çıkması amacıyla çaba harcadığımız “Avukatlık Sınavı” ile getirilen bu düzenlemenin hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü buradaki düzenleme hukuk fakültesini bitiren her mezunun girebileceği “Hukuk Mesleğine Giriş Sınavı” olup ayrıca avukatlık mesleğine girişte bir sınav şekli öngörmemektedir. Hâlbuki burada avukatlık sınavı ile istenen mesleğin itibarını ve niteliğini artırmaktır. Oysa getirilen düzenleme genel bir mesleğe giriş sınavı olup bu sınavın çok da zorlayıcı olmayacağı ortadadır. Çünkü bu sınavı geçip hakim, savcı olmak isteyenler yine eskisi gibi iki aşamalı bir sınava tabi tutulurken avukat olmak isteyenlere yine hiçbir sınav gelmemiş olacaktır. Mutlaka bu yanlıştan dönülmeli ve hatta her baroya kendi yazılı sınavını getirme hakkını tanıyan bir düzenleme ile mesleğe itibar ve nitelik kazandırılmalıdır.

NOTERLİK KANUNU:

Noterlik Kanunu m.7’de yapılan değişiklik ile noter olma şartlarına Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nda başarılı olma şartını getiriliyor. Önceki düzenlemelerde hukuk fakültelerinden mezun olan herkes noterliğe başvurma hakkına sahip iken; değişiklik ile hukuk fakültesinden mezun olmakla beraber ÖSYM tarafından yapılacak sınavdan başarılı olanlar noterliğe başvurabilecek.

YÖK KANUNU:

Önceki düzenlemelerde hâkim adaylığı sınavına girmek ve avukatlık veya noterlik stajına başlamak için hukuk fakültesinden mezun olmak yeterli iken; ek madde 41 ile getirilen değişiklik ile hukuk fakültesi mezunu olmanın yanında, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavında veya İdari Yargı Ön Sınavında başarılı olmak şartı aranmaktadır.

Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’na hukuk fakültesi mezunları ile yabancı ülkelerde hukuk fakültesinden mezun olan ve Türkiye’de denklik alanlar girebilecek. İdari Yargı Ön Sınavı’na ise programlarında yeterli derecede hukuk eğitimi görmüş olan siyasal bilimler, idari bilimler, iktisat ve maliye mezunları girebilecek.

Sınavlar ÖSYM tarafından hazırlanacak; uygulanmasında TBB, YÖK, HSK, Noterler Birliği’nin görüşleri alınacak.  Söz konusu sınav şartı yükseköğretim kurumlarına 1/8/2019 tarihinden önce kayıt yaptıranlarda aranmayacak.

BÖLGE İDARE MAHKEMELERİ, İDARE MAHKEMELERİ VE VERGİ MAHKEMELERİ HAKKINDA KANUN:

Önceki düzenlemede m. 3/B f.1 c bendinde yer alan bölge idare mahkemesi dairelerinden birine başkanlık etmek bölge idare mahkemesi başkanı görevi iken; yapılan değişiklik ile artık bölge idare mahkemesi başkanının böyle bir görevi bulunmamaktadır. Bu görev kaldırılmıştır. Önceki düzenlemede m.3-c f.4’te bölge idare mahkemesi başkanlar kurulunun görevleri arasında benzer olaylarda aynı veya farklı bölge idare mahkemesi kesin nitelikteki kararları arasında uyuşmazlık yahut aykırılık bulunduğunda, re ’sen veya istem üzerine uyuşmazlık veya aykırılığın giderilmesi için istemin uygun görülmesi halinde kendi görüşlerini de ekleyerek Danıştay Bakanlığı’na iletmek var iken; değişiklik ile kendi görüşlerini de ekleyerek Danıştay’dan bu konuda karar verilmesini istemek şeklinde değiştirilmiştir.

Aynı maddenin 5. fıkrası da istemlerin konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Kuruluna iletileceğini düzenlemektedir. İlgili dava daireleri kurulunca üç ay içinde karar verilecektir ve bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir. Böylece artık bölge idare mahkemesi başkanlar kurulu Danıştay’a sadece iletmekle kalmayacak ve görüş isteyecektir. Bu değişiklik ile uyuşmazlık veya aykırılıklar kesin ve hızlı bir şekilde çözüme ulaştırılmış olacaktır.

İDARİ YARGILAMA USUL KANUNU:

İlgili kanunun 31. Maddesinde yapılan değişiklik ile “ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır.” İbaresi getirilmiştir. Değişiklik ile artık idari yargılamada da duruşmada ses ve görüntü ile nakil gerçekleşebilecektir ve bu sırada ortaya çıkan uyuşmazlıklar Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile çözüme kavuşturulacaktır. Teknolojik gelişmeler hukukun bir çok alanında kullanılmakta ve özellikle yargının hızlanması açısından önemli yenilikler getirmektedir. Daha önce ceza ve hukuk mahkemelerinde kullanılan duruşmalarda ses ve görüntü paylaşımı düzenlemenin yasalaşması ile beraber idari yargıda da kullanılabilecektir.

HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU:

2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun idari yargı hakim adaylarının hangi programlardan mezun kişiler arasından alınacağına ilişkin 8.maddesinin c bendinin 2.cümlesinde yapılan değişiklik ile 02/07/2018 tarihli 703 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile yapılan değişiklik öncesi döneme geri dönülüyor. KHK değişikliğinden önce her dönemde hukuk mezunlarının yanı sıra, %20'yi geçmeyecek şekilde programında hukuk bilgisine yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az 4 yıllık yüksek öğrenim yapmış veya bunlara denkliği kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olmak şartı aranırken; KHK ile hukuk fakültesi mezun olmak ya da bakanlığın ihtiyaç durumuna göre belirleyeceği diğer alanlarda en dört yıllık yüksek öğrenim yapmış veya bunlara denkliği kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olan kişiler arasından idari yargı hakim adayı alınabileceği düzenlemişti. Hukuk fakültesi mezunu olmayan ancak bakanlığın takdiri kapsamında herhangi bir dört yıllık yüksek öğrenim programından mezun kişilerin idari hakim olabilmesinin yolunu açan bu düzenlemenin hukuka aykırı olduğu şüphesiz her hukukçunun ortak fikridir, zaten yaklaşık bir yıl kadar kısa bir süre sonra bu değişiklik geri alınarak yasanın ilk haline dönülmek istenilmesi de bu durumun kanıtıdır.

8.maddenin e bendinde yapılan düzenleme ile Avukatlık mesleği için olduğu gibi hakim adaylığı şartlarının arasına Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı veya İdari Yargı Ön Sınavında başarılı olmak şartı getirilmiştir. Mevcut durumunda hakim ve savcı adayları Adalet Bakanlığı tarafından yapılan yazılı ve ardından yapılan sözlü sınavlar ile alınmakta, akabinde staj bitiminde Türkiye Adalet Akademisinde tekrar bir yazılı sınava ve mülakata daha alınmaktadır. Hakim savcı adaylarının staj başlangıcında ve bitiminde sınavlara girdikleri dikkate alındığında Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı gibi genel bir sınavın zaman, emek ve para kaybına yol açmaktan öte bir faydasının olacağını düşünmemekteyiz. Hukuk mesleklerine giriş sınavı yerine, hakim savcı adaylarının atanmalarından önce Adalet Bakanlığında ortalama 1-2 dakika süren; Türkiye Adalet Akademisinde ise 5-7 kişilik gruplar halinde 1-2 dakika süren sözlü sınavlara tabi tutulmaları yerine, yasanın 9/A.maddesinde belirtildiği üzere "Mülâkat, ilgilinin; Muhakeme gücünün, Bir konuyu kavrayıp özetleme ve ifade yeteneğinin, Genel ve fizikî görünümünün, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğunun ve liyakatinin, Yetenek ve kültürünün, Çağdaş bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığının, puan vermek suretiyle değerlendirilmesi yöntemidir." kuralına uygun olarak sözlü sınavların yapılmasının hakim ve savcıların ehil ve layık kişilerden seçilmelerinde çok daha önemli olduğunu değerlendiriyoruz.

Yasanın 9/A.maddesinde yapılan değişiklik ile hakim adaylığı yazılı sınavında soru sorulacak konular arasında İş Hukukunun eklenmiş olması, bu alanın uygulama alanının oldukça genişlemiş olduğu dikkate alındığında olumlu bir düzenleme olarak görüyoruz.

Yasanın 9/A.maddesinde hakim savcı adaylarının sözlü sınavına yapan kurulun neredeyse tamamının Adalet Bakanlığı bürokratlarından oluştuğu, Hakimler ve Savcılar Kurulunun süreçte pasif olduğu eleştirilerine yönelik olarak 20/02/2019 öncesi yedi kişi olan, bu tarih sonrası tamamen bakanlık bürokratlarından oluşan beş kişi olarak düzenlenen heyet bu değişiklik ile tekrar yedi kişiye çıkarılmış ve heyet içerisine Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterinin ve Türkiye Adalet Akademisi Danışma Kurulundan bir kişinin dahil olduğunu görüyoruz. Bu düzenlemeyi  olumlu olarak değerlendirmekle birlikte, 20/02/2019 öncesi Adalet Akademisinden bir kişinin heyette yer aldığı ve Hakimler ve Savcılar Kurulunun oluşumunda yürütme organının ağırlığı birlikte dikkate alındığında,  beşi bakanlık bürokratlarından oluşan yedi kişilik heyete HSK genel sekreterinin ve Adalet Akademisinde bir kişinin dahil edilmesinin heyetin bürokratik rolünün değişmesinde önemli bir katkısının olmayacağı ve eleştirileri karşılamayacağını düşünüyoruz.

Yasanın 10. maddesinde yapılan değişikler ile ise KHK ile kapatılan ancak kısa bir süre sonra Cumhurbaşkanı Kararnamesi yeniden kurulan Türkiye Adalet Akademisine ilişkin uyum düzenlemeleri içermektedir.

Genel hatlarıyla incelendiğinde Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan ve yargı bağımsızlığının gerçekleştirilmesinde hayati öneme sahip olan Anayasa'da ifade olunan hakimlik teminatının somutlaşmasını sağlama yolunda bir adım olan Hakim ve Savcılara coğrafi teminat konusunun pakette yer almaması büyük bir hayal kırıklığı olmuştur. Kanunda yapılan düzenlemeler Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı dışında OHAL KHK'ları ile apar topar yapılan ve kamuoyu nezdinde kabul görmeyen yasa değişiklerinden eski düzenlemelere rücu edilmesine ilişkindir. Yapılan hatalardan dönülmesini olumlu buluyor ve yasa yapım süreçlerinin daha geniş ve kapsayıcı yapılması gerektiği gerekliliğini ilgililere hatırlatıyoruz.

TERÖRLE MÜCADELE KANUNU:

Kanunun 7. maddesine sadece “Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.” ibaresi eklenmiştir. 3713 sayılı TMK gibi tüm toplumu ilgilendiren kanun ile ilgili getirilen tek yenilik bu kelimedir.

Bu ibareye hiç gerek yoktur. Haber verme sınırını aşmayan düşünce açıklaması veya eleştiri maksadıyla yapılan düşünce izharı zaten suç değildir. Fikir hürriyeti ve ifade hürriyeti Anayasa ve Ulusalüstü hukuk metinleri ile güvence altına alınmıştır. Hiçbir kanuna göre “haber verme, eleştiri” suç değildir. Bu ibarenin madde metnine eklemek suretiyle reform yapıyoruz demek abesle iştigaldir.

Ayrıca hukuk tekniği olarak ceza kanunlarında suç olarak tanımlanmış eylemler tarif edilir. Suç olmayan bir fiil “bu suç değildir” diye tanımlanamaz. Kanun yapma tekniğine de aykırı bir durum söz konusudur.

AİLE MAHKEMELERİ KANUNU:

Kanunun ‘’ Uzmanlardan Yaralanma’’ başlıklı 5. maddesinin 3. fıkrasının;

‘’Mahkemece verilecek diğer görevleri yapmak, Üzere tercihan; evli ve çocuk sahibi, otuz yaşını doldurmuş ve aile sorunları alanında lisansüstü eğitim yapmış olanlar arasından Adalet Bakanlığınca adliyelerde görevlendirilen psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacılardan yararlanır.’’ şeklinde değiştirilmesi öngörülmüştür.

Kanunun ‘’Koruyucu, Eğitici Ve Sosyal Önlemler’’ başlıklı 6. maddesinin son fıkrasının ise;

‘’Aile mahkemesince verilen bu kararların takip ve yerine getirilmesinde 5 inci maddeye göre görevlendirilen uzmanlardan yararlanılabilir. Bu kararlara uyulmaması halinde Hukuk Muhakemeleri Kanununun 398 inci maddesi uygulanır.’’ şeklinde değiştirilmesi öngörülmüştür.

Böylece Aile Mahkemelerindeki davalarda, Adalet Bakanlığı tarafından görevlendirilecek uzmanlardan daha çok yararlanılması hedeflenmiştir.

TÜRK CEZA KANUNU:

5237 sayılı TCK’nın ÖN ÖDEME başlıklı 75.maddesine ön ödeme miktarının takside bağlanarak ödenmesi için faillere bir imkan tanınmıştır. Eklenen ibare “Failin on gün içinde talep etmesi koşuluyla bu miktarın birer ay ara ile üç eşit taksit halinde ödenmesine Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilebilir. Taksitlerin süresinde ödenmemesi halinde ön ödeme hükümsüz kalır ve soruşturmaya devam edilir” hükmü gereği kendisine ön ödeme cezası verilen fail talep ederse birer ay taksitle üç eşit taksitte cezasını ödeyebilecektir. Bu hüküm ülkenin içinde bulunduğu ekonomik darboğaz vb. hususlar da dikkate alındığında toplum açısından faydalıdır.

Bu gibi düzenlemeler mahkemelerdeki iş yükünü azaltmak maksadıyla yapılan düzenlemelerdir. Bu itibarla ÖN ÖDEME kapsamına giren suçların miktarını artırmak daha doğru bir yöntem olurdu kanaatindeyiz.

5237 sayılı TCK’nın ‘’Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme Veya Ele Geçirme’’ başlıklı 136.maddeye eklenen ikinci cümle ile “Kişisel verilerin, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler olması durumunda verilecek ceza bir kat artırılır.” Hükmü getirilmiştir.

Bu değişikliğe paralel olarak bu reform paketi ile 5271 sayılı CMK 236. maddesine 4-5-6 ve 7. fıkralar eklenmiştir. Bu fıkralardan beş ve altıncı fıkraya göre alınan ifadelerin kayıtların ifşası halinde suçun cezası ağırlaştırılmıştır. Bizce de isabetli bir düzenlemedir. Burada TCK’ nın 102 ve 103.maddelerinde düzenlenen cinsel saldırı suçlarının mağdurlarının ifade alınma yöntemi düzenlenmiş. Bu ifade almanın uzmanlar eşliğinde kayıt altına alınması düzenlenmiştir. İşte bu alınan kayıtların-verilerin ifşası başkasına verilmesi ele yetkisiz kişilerce geçirilmesi suçuna bir kat fazla ceza verilmesi düzenlenmiş olup isabetli bir düzenlemedir.

CEZA MUHAKEMESİ KANUNU:

CMK m. 102’NİN 4. ve 5. FIKRALARINDA YAPILMASI ÖNGÖRÜLEN DÜZENLEMELER İLE TUTUKLULUK SÜRELERİNİN KISALTILMASI HEDEFLENMİŞTİR.

(4) Soruşturma evresinde tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından ALTI AYI, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise BİR YILI GEÇEMEZ. Ancak, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar bakımından bu süre en çok BİR YIL ALTI AY olup, gerekçesi gösterilerek ALTI AY daha UZATILABİLİR.

(5) CMK 102/5 Bu maddede öngörülen tutukluluk süreleri, fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmamış çocuklar bakımından yarı oranında, onsekiz yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise dörtte üç oranında uygulanır.

CMK m. 250’DE YAPILMASI ÖNGÖRÜLEN DÜZENLEME İLE AŞAĞIDA SAYILAN SUÇLAR İÇİN SERİ YARGILAMA USULÜ GETİRİLMİŞTİR:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Hakkı olmayan yere tecavüz (madde 154, ikinci ve üçüncü fıkra),

2. Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (madde 170),

3. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma (madde 179, ikinci ve üçüncü fıkra),

4. Gürültüye neden olma (madde 183),

5. Parada sahtecilik (madde 197, ikinci ve üçüncü fıkra),

6. Mühür bozma (madde 203),

7. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan (madde 206),

8. Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama (228 nci maddenin, birinci fıkrası),

9. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması (madde 268),

suçları.

b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinin birinci, üçüncü ve beşinci fıkraları ile 15 inci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen suçlar.

c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 93 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen suç.

d) 13/12/1968 tarihli ve 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde belirtilen suç.

e) 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen suç.

CMK m .251 VE m. 252’DE YAPILAN DÜZELMEME İLE BASİT YARGILAMA USULÜ GETİRİLMİŞTİR:

Basit yargılama usulü

Madde 251 - (1) Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.

(2) Basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verildiği takdirde mahkemece iddianame, sanık, mağdur ve şikâyetçiye tebliğ edilerek, beyan ve savunmalarını on beş gün içinde yazılı olarak bildirmeleri istenir. Tebligatta duruşma yapılmaksızın hüküm verilebileceği hususu da belirtilir. Ayrıca, toplanması gereken belgeler, ilgili kurum ve kuruluşlardan talep edilir.

(3) Beyan ve savunma için verilen süre dolduktan sonra mahkemece duruşma yapılmaksızın ve Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaksızın, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesi dikkate alınmak suretiyle, 223 üncü maddede belirtilen kararlardan birine hükmedilebilir. Mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.

(4) Mahkemece, koşulları bulunması halinde; kısa süreli hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilebilir veya hapis cezası ertelenebilir ya da uygulanmasına sanık tarafından yazılı olarak karşı çıkılmaması kaydıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.

(5) Hükümde itiraz usulü ile itirazın sonuçları belirtilir.

(6) Mahkemece gerekli görülmesi halinde bu madde uyarınca hüküm verilinceye kadar her aşamada duruşma açmak suretiyle genel hükümler uyarınca yargılamaya devam edilebilir.

(7) Basit yargılama usulü, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik halleri ile soruşturma veya kovuşturma yapılması izne ya da talebe bağlı olan suçlar hakkında uygulanmaz.

(8) Basit yargılama usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması halinde uygulanmaz.

İNFAZ KANUNU:

Kanunun, ‘’Mahkemece İnfazın Ertelenmesi Veya Durdurulması’’ başlıklı 17. Maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir:

MADDE 17/A- (1) Birlikte işlenmiş olup da 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 280 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 306 ncı maddesinin uygulanma olanağının bulunduğu hallerde hükmü veren ilk derece mahkemesinden infazın ertelenmesine veya durdurulmasına ilişkin karar verilmesi istenebilir. Karar verilmeden önce Cumhuriyet savcısı ve hükümlünün görüşlerini yazılı olarak bildirmesi istenebilir. Karar, duruşma açılmaksızın verilir ve bu karara karşı itiraz yoluna gidilebilir. Erteleme veya durdurma talebinin kabulü, güvence gösterilmesine veya diğer bir şarta bağlanabilir.

ÇOCUK KORUMA KANUNU:

KANUNUN ‘’KAMU DAVASININ AÇILMASININ ERTELENMESİ’’ BAŞLIKLI 19. MADDESİNİN 2. FIKRASINDA YER ALAN 3 YILLIK SÜRE 5 YILA ÇIKARILMIŞTIR.

‘’Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen hapis cezasının üst sınırı, on beş yaşını doldurmamış çocuklar bakımından beş yıl olarak uygulanır.’’

DENETİMLİ SERBESTLİK HİZMETLERİ KANUNU:

Kanunun 13-14-15. maddeleri ile Denetimli Serbestlik Hizmetleri Müdürlüğüne verilmiş olan suçtan zarar gören kişilerin karşılaştıkları psiko-sosyal ve ekonomik sorunların çözümüne danışmanlık yapmak ve bu kişilere yardımcı olmak görevi kaldırılmıştır.

İNTERNET YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARLA MÜCADELE KANUNU:

Kanunun, ‘’Erişimin Engellenmesi Kararının Yerine Getirilmesi’’ başlıklı 8. maddesine 17. fıkranın eklenmesi suretiyle;

‘’Bu maddenin ikinci, dördüncü ve ondördüncü fıkraları kapsamında verilen erişimin engellenmesi kararları, ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verilir. Ancak, teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebilir.’’

şeklinde yeni bir düzenleme yapılması öngörülmüştür.

Erişimin engellenmesi kararlarının daha etkin uygulanmasının hedeflendiği bu fıkranın, haber alma özgürlüğünü kısıtlamayacak şekilde yorumlanması gerektiği kanaatindeyiz.

SONUÇ

Hukukun ana unsurlarından olan yasaların zamanla toplumun ihtiyaçlarına cevap veremez hale gelmesi neticesinde kanun koyucu tarafından zaman zaman bu tür değişikliklere gidilmesi kaçınılmaz hale gelir. Belirtilen maddelerde yapılacak güncellemelerin gecikmesi ya da yetersiz kalması hukuk sisteminin toplumun ihtiyaçlarına cevap verememesi sonucunu doğurur.  Türk hukuk sistemi, ‘’Adalet Devletin Temelidir” anlayışını esas almıştır. Bu nedenle devlet anlayışımızda yargının adil ve bağımsız bir şekilde işlemesi vazgeçilmezdir. Lakin hukukun bir diğer unsuru olan yargı üyelerinin tek bir kişi tarafından belirlendiği bir sistemde yargı bağımsızlığından söz etmenin imkanı bulunmamaktadır.

Yasaların güncel olması ne kadar önemliyse yargı bağımsızlığı da aynı derecede hatta belki de daha önemlidir. Maalesef düzenlenen yargı paketinde bu hususa hiç değinilmemiş olması yapılacak düzenlemelerin hukuk sistemimizdeki temel sorunları çözmekten uzak bir çalışma olmaktan öteye geçemeyecektir.

Genel olarak rapor yargı paketi ile ilgili düşüncelerimizi özetlemek gerekirse; sorunlarımızın ana kaynağı yasal mevzuatta var olan eksiklikler değil, mevzuatın uygulanmasında yaşanan bakış açılarından kaynaklı önyargılı tavırlardır.

Yargı, yürütmenin güdümünden kurtulmadığı sürece hiçbir reform paketi hukuki alanda yaşanan sorunlara çözüm olamayacaktır. Ancak yine de nokta düzenlemeler hususunda bir adım olarak gördüğümüz bu yargı paketini önemsiyoruz.

Güncelleme Tarihi: 27 Eylül 2019, 11:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner84

banner368