banner424

'İslamcı mahalle' neden suskun?

"Mazlum" ve "garip"lerin sesi olan "İslamcı mahalle", aynı camide saf tuttuğu bir ismin cezaevinde neden tutulduğunu sorgulamadı, ses vermedi, tepki göstermedi. Odatv'den Aydın Tolga, garip ama gerçeği yazdı

'İslamcı mahalle' neden suskun?

İŞTE 'ABDULLAH KUYTUL NE İSTİYOR' BAŞLIKLI O YAZI:

“İslam’a veya Müslümanlara zarar verildiğinde konuşurum. Ben sonumu değil, görevimi düşünürüm.”

Kamuoyunda “muhalif” tavrıyla bilinen Alpaslan Kuytul bir yerde böyle konuşmuştu. Muhtemeldir ki, İslamcı mahalleden gelen eleştirilere karşı “mevziisini” ifade ediyor ve “mahalleliye” de onların anladığı dilden cevap veriyordu.

1965 doğumlu Alpaslan Kuytul aslında Mühendislik okumuş. Çukuroava Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği’nden 1988 yılında mezun olduğunu biliyoruz. Lakin serde İslami ilimler vardır. Onun için 1992 yılında Mısır El Ezher Üniversitesi’nde görürüz Kuytul’u. Orada İslam Hukuk Fakültesi’nde eğitim görür. Mezun olduğunda takvim yaprakları 1997’yi göstermektedir.

Dedik ya serde “İslami ilimler” vardır. Daha El Ezher’de okurken 1994 yılında Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’nı kurar Alpaslan Kuytul. Vakfın zaman içerisinde birçok il ve ilçede de şubeleri açılır. Amaç “öncü nesil” yetiştirmektir. Diyeceğimiz Kuytul, hayatı kendine göre yorumladığı İslami öğretiler üzerinden kurmakta, dahası bu öğretiye göre bir memleket düşlemektedir.

Kuytul öncülüğündeki Furkan Vakfı’nın faaliyetleri 2014 yılına kadar kendi mecrasında “sıkıntısız” devam eder. Lakin 2014 yılında durum değişir. Öyle ki, bu yıldan itibaren konferanslarının yasaklanmaya çalışıldığını belirtir vakıf çalışanları. Alpaslan Kuytul da bu yıldan itibaren eleştirilerinin dozunu artırır.

2018 yılına geldiğimizde ise cezaevinde görürüz O’nu. Ocak ayının son demleridir. İşte o günden çok değil yaklaşık bir ay öncesinde AKP ile ilgili tabiri caizse zehir zemberek açıklamalar yapar Kuytul. Adı değişsin bu partinin der, önerisi de hazırdır: “Zulüm ve Kalkınma Partisi.” AKP’nin 15 Temmuz’u bahane ederek herkesi susturduğunu söyler. Ona göre hiçbir dönemde bu kadar adaletsizlik, hiçbir koalisyonda bu kadar zulüm olmamıştır. Güç zehirlenmesi yaşıyordur AKP, rüşvet de, zulüm de en fazla bu dönemde yaşanmıştır. Eleştirilerin sonrasında duasını da şöyle dile getirir Kuytul: “Allah bu sisteme bir daha tek parti nasip etmesin."

İşte bu konuşmaların mürekkebi kurumadan dava açılır Kuytul’a. “Dini inanç ve duyguların istismarı suretiyle dolandırıcılık” suçlamasıyla tutuklanır. Tutuklanma gerekçesi ise hayli çarpıcı. Önce o gerekçeden bir bölüm okuyalım.

"Türkiye Cumhuriyeti Devletinin muasır medeniyetler ile teknoloji ve ekonomide yarışır hale gelmesi ve toplumsal hoşgörü ve saygı seviyesindeki toplumsal gelişmişlik düzeyinin her geçen gün artması, tesettür yasağının kaldırılması, dini hassasiyetlerinden dolayı giyim ve kuşamı, rengi, cinsiyeti, sakalı, görüşü, mezhebi ve benzeri ayrımlar nedeniyle milletin ve millet vekillerinin kınanmaya dahi uğramadığı günümüzde siyasete yön vermek amacıyla siyasi parti kurarak çeşitli yasal prosedürler ile kayıt alınmak yerine kayıt altına alınmaktan kaçınarak sosyal medya aracılığıyla halkın teveccühüne yön vermeye çalışmanın hayatın olağan akışı ile bağdaşır nitelikte olmadığı, saklanan amaçları aşikar ettiği, menfaat temini amacıyla hareket edildiğini ortaya koyduğu, şüpheli Alparslan Kuytul’un dini hissiyatları ve duyguları kullanmak suretiyle insanların teveccühünü kazanarak kendisine menfaat temin ettiği, bu yolla nüfusunu artırma çabasına girdiği..."

Gerekçe böyle devam ediyor. Çarpıcı gelen kısmı şu ki; bugün hali hazırda çalışmalarını yürüten neredeyse bütün İslami yapılar “halkın teveccühüne yön vermeye çalışmıyor mu” Ayrıca neden diğer cemaatlere de “siyasi çalışma yapmak istiyorsanız, siyasi parti kurun cemaat olarak hareket etmeyin” denilmiyor? Bu sorular yanıtlanmayı bekleyedursun biz başka bir gelişme ilde devam edelim.

Alpaslan Kuytul’un eşi Semra Kuytul’un açıklamasına göre, geçtiğimiz günlerde ailenin 15 ve 16 yaşlarındaki kızlarına da dava açılmış. Gerekçe ise babaları ile ilgili bir yürüyüşe katılmak. Mahkemeye göre çocuklar suça sürüklenmekteymiş. Sizce de hayli düşündürücü bir durum değil mi bu? Çocuklar nasıl olacaktı da bu yürüyüşe katılmayacaktı? En nihayetinde söz konusu olan babaları değil mi? Öte yandan suça teşvik derken tam olarak kastedilen nedir; yinelemekte fayda var çocuklardan bahsediyoruz ve bir yılı aşkındır cezaevinde olan kendi babaları.

Bütün bu hengame içerisinde asıl dikkat çeken husus ise elbette “İslamcı Mahallenin” sessizliği oldu. Mahalle bütün bu olup biteni doğru mu görüyordu ya da başka saiklerle mi susuyordu bilmiyoruz. Lakin bildiğimiz, farklı dönemlerin “mağduriyetleri” söz konusu olduğunda bülbül gibi şakıyan, yazılı mecralarını propaganda bültenlerine dönüştüren mahalle ve sakinleri şimdilerde derin bir sessizliğe gömülmüşse, mahallenin kalbi de, zihni de görüldüğü gibi değildir. O kalp döneme göre atar, ritmini yükseltir, heyecanını büyütür; benzer biçimde İslamcı zihinde istediği zaman çalışır, istediği zaman boşa bırakır; böyle zamanlarda ise yok farz eder kendini. Alpaslan Kuytul vakası bu durumun tipik bir göstergesi olarak okunabilir.

Unutmadan ekleyelim: Demokrasiyi yanlış bir sistem olarak görüp, bu sistemde bütün haramların işlendiğini belirten Alpaslan Kuytul aynı zamanda bu sistemin savunulamayacağını da belirtir. Lakin bütün bunları söylerken eş zamanlı olarak iktidara da muhalefet eder. Ondandır ne kadar İslamcı olsa da kendisini mahalleye kabul ettiremez Kuytul. Çünkü bu ülkede bütün İslamcılar eşittir ama bazıları daha eşittir.

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2019, 19:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner95

banner84