Türkeş'in evinin kapısı neden kırıldı!

MHP'nin Kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş'in kızı yazarımız Dr. Ayyüce Türkeş Taş, 9 Nisan 1985'te, Ankara'daki evlerinde yaşananları anlattı

Türkeş'in evinin kapısı neden kırıldı!

CiddiGazete- 12 Eylül 1980'de üç yaşındaydım. Tabii ki ihtilali hatırlamıyorum ama babamsız geçen beş yılı çok iyi hatırlıyorum...

12 Eylül darbesi olduğunda (zaten o dönem bayağı karışık ve hareketli bir dönemmiş) babam ihtilalin yönünü iyi anlayabilmek için birkaç gün sonra teslim olmuş...

Teslim olur olmaz, tutuklanıp İzmir yakınlarındaki Uzun Ada'ya sürgüne gönderilmiş. Daha sonra da annem ve biz (kardeşim ve ben) gitmişiz Uzun Ada'ya babamın yanına... Orada bir ay kalmışız ama tabi oradayken ne kadar kalınacağı bilinmiyormuş...

Babam Alparslan Türkeş'in anlattığına göre, Uzun Ada'da sadece iki ev bulunuyormuş... Birinde rahmetli Necmettin Erbakan ve ailesi, diğerinde biz kalıyormuşuz... Ada günlerini detaylı ayrıca anlatırım...

HELİKOPTERLE ANKARA'YA DÖNDÜK

Bir ay sonunda helikopterle hem Erbakanlar, hem biz Ankara’ya gelmişiz. Helikopterdeki komutan Ankara'ya inince, babamın tutukluluk halinin devam edeceğini ve bizi eve yollayacakları bilgisini babama vermiş... Ve biz Ankara'da babamdan ayrılmışız... Hatta ben 3 yaşında olduğum için babamın kucağındaymışım ve alanda babamdan ayrılmamak için çok ağlamışım...

Babam Mamak Askeri Cezaevi'ne yollanmış. Önce orada, daha sonra da Mevki Hastahanesi'nde olmak üzere toplam beş yıl tutuklu kalıp idamla yargılandı. Tek suçu Türk milliyetçisi olmaktı. Zaten, milliyetçi olmanın suç olduğu tek memleket de herhalde Türkiye'dir.

945 sayfalık tamamı iftiradan oluşan iddianame ile yargılanmış ve beraat etmiştir...

BABAM BİZİ DÖRT GÖZLE BEKLERDİ

Ben daha çok Mevki Hastanesi yıllarını hatırlıyorum. Annem her gün babam ve oradaki arkadaşlarına yemek yapar, taze taze taşırdı; yanında bizi de tabiİ...

Öyle ki taze sıkılmış meyve suyundan tutun da ev yapımı kepekli ekmeğe kadar...

Bizi de okuldan alır, yıkar, giydirir götürürdü. Babam tabi ki bizi dört gözle beklerdi... Mümkün olduğu zamanlarda askerlere oyuncak aldırır, bazen bize kendi odasının camının önündeki kuş tüylerini toplar, bazen de çikolata-şeker verirdi.

Bizim varlığımızın, kendisini o sıkıntılı yıllarda çok motive edip ayakta tuttuğunu hep anlatırdı.

Babamın tutukluluğu bittiğinde ben 8-9 yaşlarında idim. O günü hiç unutamam...

Annemle beraber yine babamı ziyarete gitmiştik. Muhtemelen o gün veya yakın günlerde duruşması vardı ki; anneme yine tahliye olamayacağını söyledi.

Annem üzülmüştü tabi...

EV BAYRAM YERİNE DÖNDÜ

Ziyaretimiz bitince annem eve gitmeden önce Hacı Bayram-ı Veli’nin türbesini ziyarete gitti; biz de yanında...

Oranın kendisine ferahlık verdiğini söylerdi. Oradan eve gittik ki; evde bir bayram havası... Akrabalar, dostlar annemi karşıladı, gözün aydın diye boynuna sarıldı...

Annem tabi ne olduğunu anlayamadı...

Dayım, "Eniştem tahliye olmuş, gözümüz aydın" deyince annem, "Nasıl olur oradan geliyoruz, 'Tahliye kararı yok' dedi bize Türkeş Bey" falan derken; evimizin önü, hatta oturduğumuz mahalle hınca hınç insan doldu ve babam geldi...

Kurbanlar kesildi... Öyle kalabalıktı ki babam hiç yere bile basamadı. Bizim oturduğumuz apartman, izdihamdam sallandı. Kapalı olan evin kapısı, omuzlarda salonun ortasına gelmişti!.. Aylarca o izdiham devam etti...

Tüm gelenlere bizzat annem ev sahipliği yapmıştır... Gelen kalabalık o kadar çok dikkat çekmiştir ki; dönemin Başbakanı Turgut Özal, babama Ankara'dan uzaklaşmasının iyi olacağını söylemiştir.

Babam sayın Özal'ın makamına olan saygısından, bizi de alıp bir süre Antalya'ya gitmiştir... Ve yeni siyasi hayati için çalışmalara başlamıştır.

BU SIKINTILAR ŞEREF NİŞANESİ OLDU

Dünyanın en haksız, en acımasız ve en çok iftira atılan davalarından birinde baş sanık olan babam, hiçbir zaman bunu siyasi hayatında kullanmamış, her zaman da Türk Devleti'nin ve kurumlarının çok önemli ve saygın olduğunu, onların saygınlığına halel getirmemek gerektiğini söylemiştir. "İçindeki insanlar hata yapabilir ama bu devleti ve kurumları suçlama sebebi olamaz" derdi. "İnsanlar gider ama devlet ve kurumlar kalıcıdır" diye de her zaman vurgulardı...

Uzun lafın kısası; 12 Eylül'ün en mağdur ailelerinden birinin mensubu olmama rağmen, her zaman "Vatan için canım feda" düsturu ile yaşadığımız için, bu olayları da şeref nişanesi olarak görüyor ve kutsal bir davanın haklı savunucusu olmanın bedelini ödemenin gururunu hep içimde hissediyorum...

Başta babam olmak üzere, bu davanın tüm şehitlerinin aziz hatırası önünde saygı ile eğiliyorum...

Güncelleme Tarihi: 17 Eylül 2020, 12:45
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet ulucan
Ahmet ulucan - 1 hafta Önce

Böyle bir davanın liderinin kızı olmanız şahsiyetçilik kavramının tam anlatımı olmanız için yeterlidir böyle adamlar zor yetişir kıymetleri ise ölünce bilinir malesef saygılar mekanı cennnet olsun inşAllah

Handan Hanife Saraç.
Handan Hanife Saraç. - 1 hafta Önce

Zor günlerdi hepimiz için çileyi en çok çocuklar yaşıyor. Kaçyıl babasız büyüyen o minicik bebekler sıkıntı verici.

Yüksel Özer
Yüksel Özer - 1 hafta Önce

Çok güzel anlatmışsın.O günleriçok iyi hatırlıyorum.Ahmetim babasını çok özlüyordu.Babam bana kitap almış öğretmenim deyip yüzündeki Sevinç'i ben biliyorumBaban eve dönünce yüzündeki Sevinç'i hiç unutmuyorum.Anlatılacak çok anılar var.

Mustafa Sıtkı Ayhan
Mustafa Sıtkı Ayhan - 3 gün Önce

Tüm büyük liderler gibi Rahmerli Başbuğun hayatıda zorlu acılı geçti ancak bence en önemlisi geride böyle büyük bir isim bırakmak bizlere düşen onun yolundan gösterdiği istikametten gitmek her zaman saygıyla hürmetle anmaktır. Siz ailesi iyiki varsınız sizin gibi değeleri iyiki bizler tanımışız şükürler olsun Allaha saygı ve sevgilerimle

SIRADAKİ HABER