Kanlı oyun!..

Değerli dostlar, bu yazı uzun…
Ama okuyun, okuyun…
Bir şeyleri daha iyi görmeniz, analiz etmeniz için yazıyorum…

Anadolu’nun gariban çocuklarıydı…
Vatan, bayrak denilince yürekleri kıpır kıpır oluyordu…
Türkiye üzerinde planları olan başta Amerika ve Yahudizmin işbirlikçileri işbaşındaydı…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün etrafında saf tutup kurtuluş mücadelesi veren bu büyük milleti birbirine düşürmek için kolları sıvamışlardı…
Kanlı bir oyun sahneleniyordu!..
Türkiye iki gruba ayrılmıştı…
Devrimciler…
Ülkücüler…
Ya da;
Solcular…
Sağcılar…
Ya da;
Komünistler…
Faşistler…


Dün omuz omuza bu toprakları vatan yapanlar, bugün birbirlerine kurşun sıkıyordu…
Ölüm kol geziyordu yurdun her köşesinde…
Gün geçmiyordu ki, bir vatan evladı düşmesin toprağa...
İşte onlardan birini anlatacağız bugün değerli dostlar...
1948’de İstanbul’da doğdu…
Aslen Çorumlu’ydu…
Yetim büyüdü…
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ni kazandı…
Türkiye’de kardeş kavgasının zirveye çıktığı yıllarda 18 yaşında çıktı gurbet ellere…
İyi bir ülkücüydü…
Türkiye sevdalısıydı…
1970 yılının Muharrem ayıydı… Oruç tutmak için kalktılar birkaç arkadaşı ile gece yarısı… Tam o sırada kapıları çalındı… Açtılar, bir grup ülkücü…
Yüksek Öğretmen Okulu’nda ülkücü öğrenciler, solcular tarafından kuşatılmış… Bütün ülkücüler toplanıp arkadaşlarını kurtaracaklar...
72 saat mahsur bırakılan ülkücü arkadaşlarına yardım edebilmek için ülküdaşlarıyla birlikte Yüksek Öğretmen Okulu'na gelir. Mahsur kalan arkadaşlarına ekmek götürmek ister. İşte o anda silahlar patlar…
Kurşunlar yağar gecenin karanlığında…
Veeee bir fidan düşer toprağa…


Gelin bu anı, 23 Kasım 1970’te yine solcular tarafından ciğerlerine pompa ile hava basılarak öldürülen Dursun Önkuzu’nun kız kardeşinin ağzından dinleyelim.
“Birkaç ay önce Yüksek Öğretmen Okulu’nda bir arkadaşı şehit edilmişti. Ağabeyim o olayı bizlere gözyaşları içerisinde anlatmıştı. Anneme kan lekeleri olan bir ceketini saklamak üzere yıkamamasını tembih ederek emanet etmişti. “Bu kan Süleyman’ın kanı sakın yıkama, mübarek şehit kanı; yarın Allah’ın huzurunda şahitlik edecek inşallah” demişti. Kendisinin de birkaç ay önce söylediği bu sözden sonra aynı kaderi beklediğini nerden bilsin. Ah canım ağabeyciğim…”
Ruhları şad olsun…
Evet Dursun Önkuzu, onu kucağına alır ve Ankara Numune Hastanesi’ne yetiştirir…
Omuriliğine saplanan kurşuna 5 gün direnir ve son nefesini verir daha 22’sinde…


Tarihler 23 Mart 1970’tir…
İşte o genç, Süleyman Özmen’dir…
Hani, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun;

Öz menem… Öz menem...
Onlar kabuk…Öz menem…
Sen yelde savrulan kül...
Yüreklerde köz menem!..
Ülkü uğrunda şehid,
Men Süleyman Özmen’em…

Ne Kafkasya ne Prut,
Şu bin yıllık anayurt,
Kurşunlanan bir Bozkurt,
Çıkarılan göz menem…

Dinmez gönül sancımız,
Derinleşir acımız…
Alınmazsa öcümüz
Dövülecek diz menem!..

Ok bir kez çıktı yaydan..
Geçtik düğünden, toydan..
Şimdi hep meydan meydan…
Söylenecek söz menem!..

Bitsin bu kızıl oyun!..
Açılsın bahtı ay’ın!..
Altay’da kurultayın
Toplandığı güz menem! …

Vur Bozkurtum!.. Vur tilkiye…
Vur.. kurtulsun Türkiye…
Sizi büyük ülküye
Götürecek iz, menem!..
Ülkü uğrunda şehid,
Men Süleyman Özmen’em!..

dizeleriyle dile getirdiği vatan evladı…
Eyüp sırtlarında yatıyor şu an Süleyman Özmen baş ucunda sevdalısı olduğu Türk Bayrağı ile…
Bu kardeşiniz, gitti mezarına, ruhuna Fatiha okudu… Veee tabii ki, kardeşi kardeşe kırdıran soysuzlara lanet etti...

Değerli dostlar;
Kimler kardeş kurşunlarıyla düşmedi ki toprağa;
Ruhi Kılıçkıran, Dursun Önkuzu, Recep Haşatlı, Hikmet Tekin, Gün Sazak ve daha binlercesi…
Kimler Amerikan uşağı piçler tarafında idam sehpasında can vermedi ki;
Mustafa Pehlivanoğlu, Cevdet Karakaş, İsmet Şahin, Fikri Arıkan, Cengiz Baktemur, Ali Bülent Orkan, Ahmet Kerse, Halil Esendağ, Selçuk Duracık, Necdet Adalı, Erdal Eren, Necati Vardar, Seyit Konuk, İbrahim Ethem Coşkun…
Tabii devrimci gençliğin büyük önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan da kefere Amerika ve Türkiye’deki hain işbirlikçileri tarafından boyunlarına yağlı urgan geçirilenlerden...
Ruhları şad olsun…

Bak ey Türk evladı…
Bu kardeşinizi iyi dinleyin…
Şimdi gelin bir muhasebe yapalım…
Siz hiç düşündünüz mü?
Bu vatan evlatları niçin öldü?..
Şimdi kalksalar ve şu Türkiye manzarasına baksalar, şu siyasileri görseler, inanın bana, “Biz bunlar için mi öldük, vah bize” derler…
Şimdi siz Deniz Gezmiş’e vatan haini diyebilir misiniz?..
Aslaaaa...
Günümüzdeki hainleri görünce Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan vatanseverdi…
Peki; Mustafa Pehlivanoğlu, Recep Haşatlı, Süleyman Özmen, Dursun Önkuzu faşist miydi?..
Aslaaaa…
Günümüzdeki faşistleri görünce onlar “Yaratılanı yaratandan ötürü sevenlerdi...”
Onlar, kefere Amerika ve Yahudizmin uşakları tarafından bir oyunun içine çekildiler ve ve birbirlerini öldürdüler…
Bakın Sakarya’nın Karasu ilçesinin ileri gelenlerinden değerli dost Cafer Şen bey ne diyor?..
“Bu milletin içine, sinsi bir böcek gibi girdiler. Aynı silahla, solcu dediler, öldürdüler. Sağcı dediler, öldürdüler. Yabancı ajanlar, o günden bu güne boş durmuyorlar. Kiraladıkları katillerine, para, silah vererek bizleri birbirimize karşı kışkırtıyorlar. Olayın özünü milletimiz yavaş yavaş da olsa anlamaya başladı. Gerçek düşmanı doğru olarak tanıdığımız gün, olay çözülecektir…”
Sonuna kadar katılıyorum…
Doğru tespit…
Biz bu vatanın evlatları;
Bir zamanlar Rusçu, Çinci, Amerikancı olmak için silaha sarıldık…
Ülkücü dedik öldürdük…
Devrimci dedik öldürdük…
Alevi dedik öldürdük…
Sünni dedik öldürdük...
Türkçü olanları idamla yargıladık…
Türk için Türklük için mücadele edenlere faşist damgası vurup öldürdük…
“Bağımsız Türkiye… ABD defol… Kahrolsun emperyalizm” diye meydanları inlettik…
Komünist dedik astık…
Hain dedik astık…
Faşist dedik astık…
Önce Türklük, Türkiye demedik…
Amerikancı olduk…
İsrailci olduk…
Rumcu olduk…
Fatih’i, Yavuz’u, Atatürk’ü unuttuk, hatta onlara hakaret ettik…
Leninci olduk…
Maocu olduk…
Che Guevaracı olduk…
Binlerce vatan evladı, “Bu bayrak inmez, vatan bölünmez” diyerek şehadet şerbetini içerken bizi bölüp parçalamak için içerde ve dışarıda el birliği yapan hainlere övgüler dizdik…
Apocu olduk…
Barzanici olduk…
Fetöcü olduk…
Türk gibi olamadık, Türk gibi düşünemedik, Türk Milleti vasfını kaybedip sıradan bir topluluk olduk...
Evet değerli dostlar;
Bugün 12 Eylül…
1980 darbesinin yıldönümü...
Amerikan uşağı olmuş, Yahudizmin hizmetindeki eli silahlı zalimlerin, öz be öz Türk çocuklarını önce birbirine düşürüp sonra da zindanlarda çürüttüğü, bir bir fidanları darağacına çektiği Kara Eylül…
Allah’ın laneti o zalimlerin üzerine olsun…
Dostlar;
1970’te daha 22’sinde toprağa düşen Süleyman Özmen nezdinde bir Türkiye profili çizdim…
Ders alınır mı?..
Bilmem…
Hayırlı günler diler, vatandaş Halis Güler…
Selamlar, sevgiler...

YORUM EKLE