Mutluluktan kendimizi yakıyoruz!

Günler aylar yıllar geçtikçe içinden çıkılmaz bir hal alıyor hayatlarımız. Yaşamımızı düzgün bir şekilde idame ettirmek gibi bir amacımız var. Biliyoruz ki, düzgün olursa sağlıklı mutlu huzurlu aileler bireyler ve toplum olacağız. Çalışıyoruz çabalıyoruz işimize dört elle sarılıyoruz fakat her geçen gün eksik kalıyoruz. Yetmiyor, yetişmiyor. Külfet arttıkça asabımız bozuluyor. Çaresizlikten çeşitli yollarla ölmeyi seçiyoruz. Son iki yılın en acı özeti canına kıyan insanlardır aslında... Ve en zalimi bunu...

"Siyasi manevra" olarak değerlendirmek, "Halk bunu yemez" diyerek ekonomik darboğazda olan vatandaşa yol göstermek. İnsanlar "Açım" diye isyan ediyor.

Sosyal devlet sistemi vatandaşı "resmî dilenci" konumuna getirdi. Fakirlik o kadar arttı ki, Cumhurbaşkanı konuşma yaptığı otobüsün üzerinden bir torba kömür sallasa, aşağıya insanlar torbanın altına girecek.

Gerçekte, gülerek büyük bir mucize gerçekleşmiş gibi kısa seçim kotarması için kurulan tanzim satış noktalarına "Haftaya da marul gelecek" seslenişi nasıl bir psikoloji.

Geçtiğimiz günlerde bir deprem felaketi yaşadı Elazığ ve Malatya. Bir devlet kurumu çuvalladı. Bu kurumda gelişim direktörünün maaşı yuvarlak hesap 16 bin. Bu kuruma danışman olarak atanan karısı da 14 bin küsur maaş alıyor. Biz bir mucizeyi, marulun tanzim satış noktalarına gelmesini beklerken, ejder suyu ile keyif almak başka bir dünya.

Biz, bize muhteşem vaad marulu beklerken, bir asgari ücretlinin bir sene çalışması olan rakamın bir eve bir ayda girmesi başka bir dünya. Başka bir nizam, ilahi değil beşeri zevk.

İstanbul'un otobanlarında bu kadar lüks araba neden çoğaldı ve gariban Mehmetçiğin şehadeti neden arttı? Onlar kazandıkça kazanıyor, diğerleri kaybediyor. Bir kurumdan dört beş maaş alanlar askerliği “maaşını alıyor“ diyerek hafife alıyor. Ne yani ölme garantili meslek mi askerlik? Yine şehitlerimiz var. Ülkem genç bedenleri yitiriyor. Bunun telafisi yok, geri gelmeyecekler. Verilecek klasik demeç "Misliyle karşılık verilecek" olacak. Bir türlü olmayan gerçeğe dönüşmeyen bir karşılık.

Farkında mıyız; "Onlar hayatlarına zevk-i sefa içinde idame ederken çocuklarım aç!" diyerek kendini yakan ve gün içinde yaşamını yitiren baba, siyasi manevra olarak değerlendiriliyor. Onlardan olmayanlar için her şeyin bir bahanesi var.

Zam gelir, "Biz yapmıyoruz kendi güncelleniyor." Peki bir işçiye kendi kendine güncellenen maaş artışı sistemi neden yok? İşçinin alın teri için pazarlık yapanlar hayatlarında asgari ücretle bir ay geçinmeyi deneseler nasıl olurdu? Ev kirası, su faturası, elektrik faturası, ısınma faturası, yol masrafı, çocukların okul ihtiyaçları mutfak masrafları, iletişim faturasından oluşan bir çetele tutulsa zam için pazarlık yapanlar nasıl bir meblağla karşılaşırdı. Her gün simit yense bile yine karşılamazdı. Gideri karşılamayan bir asgari ücret için kocaman adamlar el sıkışıyor mutabık kalıyor.

Üretim yapılmayan bir ülkede vatandaş mutlu olamaz. Gençler umutsuz olmakta haklı. Çoğunda iş bulamama kaygısı önemini yitirmiş güncel hayatlarının bir parçası olmuş. Bir üniversite bitirmiş iş bulamamış, iki üniversite bitirmiş iş bulamamış, belki olur psikolojisi ile üçüncü üniversiteyi okuyor. Birçoğu umutlarla gittiği akademik mesleklerini icra edemiyor. Sayılarını unuttuğumuz birçok kurum satıldı. Yerlerine yenileri de yapılmadığına göre bu satılan kurumların paraları nerede. İşsizlik her geçen ay arttığına göre istihdama da gitmediği belli. Hemen diyeceksiniz ki, yol ve bina yapıldı bu doğru. Fakat geçiş garantili yani vermediğiniz istihdamdan para beklemek ne kadar mantıklı. Tutturamayınca gelsin yeni vergiler yeni zamlar. Doğal giderleri karşılayamıyoruz ki vergiyi nasıl ödeyelim?

Bu ay yetmedi, önümüzdeki ay yetmedi; katlanarak kartopu gibi büyüyen borçlar bir babayı, "Ne yemek pişireceğim" diye düşünen bir anneyi demoralize etmemesi için taş kalpli olması gerekir. Yani bu işler "Haftaya da marul gelecek" demeyle olmuyor. "Kemerleri sıkı bağlayın uçuşa geçiyoruz" demeyle olmuyor. "Bu ay, geçen aydan daha iyi olacak" demeyle olmuyor. Hani bizim 10 bin dolarların üzerinde olan fakat cebimizde hiç göremediğimiz milli gelirimiz nerede? Son 10 yılın altında bir yerlere saklanmış duruyor gibi. Zaten bu günlerde pek ağza da alınmıyor.

Ellerimizi cebimize attığımızda işlerin yolunda gitmediği belli. Kendi ailemize bakamazken, tanımadığımız bilmediğimiz insanlara bakıyoruz. Okuyup dirsek çürüttüğümüz mesleklerimizi bizden önce bu tanımadığımız insanlar yapıyor. Doğrudan nüfus yapımız değişiyor. Bizim Araplaşmamız isteniyor. Medyada Diyanet İşleri Başkanı'nın bir sözünü okudum. Cami yapımında bir tuğla koyana, cennet vaad ediliyor. Fıkra gibi. İşsizlikten fakirlikten ezilen bir halktan tuğla konması bekleniyor. Diyelim ki sadece bir tuğla aldık koyduk kimsin ki cennete gideceğiz.

Bu dünyada cehennemi yaşatanlar cenneti öğütlüyor. Süpürgelerimize binelim, kafamıza da bir huni; işlem tamam... Hop ordayız!

YORUM EKLE