banner575

24 Haziran'ın dünü, bugünü!..

Ülkücü hareketin ve İYİ Parti'nin önemli isimlerinden Dt. Üçler Uğurlu, 24 Haziran seçimlerinin yanısıra, İYİ Parti'nin dünü ve bugününü kaleme aldı... Derinlemesine analizlerin yapıldığı ve anekdotların yer aldığı yazı çok ses getirecek...

24 Haziran'ın dünü, bugünü!..

24 Haziran seçimlerine farklı bir bakış...

Bir seçimi daha geride bıraktık.

Ülkemize ve milletimize hayırlar getirir inşallah...

Seçimin neticesi ile ilgili çok çeşitli yorumlar ve spekülasyonlar var.

Bunların birçoğu kafa karıştırıcı, deli saçması yorumlar olsa da bir kısmı insana mantıklı geliyor.

Bu seçimin en büyük sürprizi MHP ve İYİ Parti'nin aldığı neticedir bence.

Her iki partinin aldığı bu neticeler seçim öncesi hiç kimse tarafından tahmin edilemedi ve seçimin kaderini de bu partilerin aldığı oylar belirledi.

Her seçimde olduğu gibi bu seçimde de; seçim öncesi ve sonrası oyların çalınacağı, manipüle edileceği söylentisi yaygınlaştırıldı ve büyük kitleler buna inandırıldı.

Oylar çalındı mı? Büyük bir kesimde hala böyle bir şüphe var.

Peki ya manipülasyon edildi mi seçimler?

Başta devletin ajansı ve birçok kurumu tarafından manipüle edilmeye çalışıldı.

Fakat bence seçim neticesini etkileyen seçim sathı mahalline girildikten sonra ve seçim gecesi yapılan manipülasyonlar değil, AKP iktidarlarının ve emrindeki medyanın 16 yıldır ilmek ilmek işlediği ve Türk seçmeninin yüzde 65'ini oluşturan milliyetçi-muhafazakâr seçmenin genlerine kazınmış Ce Ha Pe korkusu ve bilhassa 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra milliyetçi seçmeni kazanmak için tekrar gündeme soktuğu "Devletin bekası" korkusu...

Bence en büyük manipülasyon bu ve Tayyip Erdoğan –yerel bazda Melih Gökçek- bu konunun en büyük iki uzmanı.

Her seçim dönemini geriye giderek inceleyin.

Tek rakip olarak Ce Ha Pe başa oturtuluyor ve ondan sonra gelsin salvolar:

-Aman biz gidersek Ce Ha Pe gelir...

-Ce ha Pe gelirse camiler ahır yapılır, ezan Türkçe okunur, başımızdaki sarıklar, başörtüler çıkartılıp bizi üryan bırakırlar, evlerde bile Kur’an bulunursa bütün ev ahalisine işkence yaparlar...

Birçoğu şehir efsanesi, yalan dolan olan bu söylentileri tekrar ede ede yüzde 65'i muhafazakâr, mütedeyyin insanları ortak düşmana karşı bloklaştırma...

Yine hakeza bu yüzde 65'in içinde olan milliyetçi kesim içinde "Devletin bekası, vatan, millet, Sakarya..." gibi hamasi salvolarla bloklaştırma...

Bu şekilde hipnotize edilmiş insanların sandığa gittiğinde nasıl davranacağını görmemek aptallıktır.

AKP'nin ve Recep Tayyip Erdoğan'ın 16 yıllık seçim zaferlerindeki en büyük sır burada gizli.

İnsanları bir şeylerden korkutarak bloklaştırıyorlar, ondan sonra gelsin zafer...

Şimdi gelin 24 Haziran'da İYİ Parti ve MHP'nin aldığı oyları bu pencereden değerlendirelim:

İYİ Parti için, önce parti kurulmadan 2016 yılında yapılmak istenen fakat devletin gücüyle engellenen MHP kongresine gidelim.

Bildiğiniz gibi dört aday yarıştı o kongrede ve Türk demokrasi tarihinde bir çığır açacak delege hareketi başladı.

Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir siyasi partinin genel başkanı, delegenin hür iradesiyle ve demokratik yollarla değiştirilmek üzereyken devletin bütün organlarının baskısıyla engellenmiş ve demokrasi tarihimize kara bir leke olarak kazınmıştır.

O gün delegenin yarısının teveccühünü kazanmış ve imzasını toplamış olan Meral Akşener, MHP Genel Başkanı olmayı başarabilseydi, yüzde 25 civarında olduğu varsayılan ülkücü-milliyetçi oyların (1 Kasım itibarıyla bunun yüzde 11'i MHP'de, yüzde 10 civarı AKP'de ve yüzde 5 civarında başka partilerde ya da çeşitli sebeplerden sandığa gitmiyor) en az yüzde 90'ını toparlardı. Bunun üzerine de Batıda çoğunluğu CHP içinde, Orta ve Doğu Anadolu’da AKP içinde bulunan en az yüzde 10'luk merkez sağ seçmeni ve yine en az yüzde 5 ulusalcı CHP'li seçmeni de üzerine koyarak gireceği bu seçimde, MHP iktidarının önü açılacak ve üstelik 16 Nisan referandumu ile hayata geçirilen bu garip sisteme de geçilmeyecekti.

AKP ve liderinin yıllardır Ce Ha Pe korkusuyla bloke ettiği sağ seçmeni bloke edilmesini sağlayacak korku reseptörleri MHP'deki bu değişim sayesinde devreye sokulamayacaktı çünkü karşısında rakip olarak milliyetçi muhafazakâr bir parti olacaktı.

Koltuklarını kaybetme korkusu, yıllardır birbirlerine ağıza alınmayacak galiz hakaretler yağdıran iki lideri ortak olmaya mecbur bıraktı ve maalesef taa 12'li, 13'lü yaşlardan beri hayalini kurduğumuz "Ülkücü Hareketin İktidarı" bu sloganın yaratıcısı tarafından bizzat engellendi.

Gerçekleşemeyen kongre sonrası; önce Meral Akşener ayrı bir parti kurmaya zorlandı, parti kurulduktan sonra ise MHP kongresi sırasında ve daha sonra referandum esnasında yanında olan yüzde 25'lik ülkücü-milliyetçi oyların yüzde 70'ini yeni kurduğu partiye taşıyamayarak ilk kırılma gerçekleşti...

Bence bunun en büyük nedeni, 16 Nisan referandumunda "Hayır" diyen ülkücüleri çantada keklik olduğu zannıyla kurulacak partiyi ikinci bir MHP görüntüsü vermemek için merkeze çekme gayretleri telaşında, "ülkücü hassasiyeti" görmeyerek, "ülkücü davranış biçimini" tahlil edememelerinden kaynaklandı.

Buna rağmen seçim kararı alındığında, yüzde 15-18'lik bir bantta seçim yarışına girmişti İYİ Parti. (MHP'den gelen yüzde 6-8 ülkücü, CHP den gelen yüzde 5-6 ulusalcı ve AKP'den gelen yüzde 6-7 ülkücü, merkez sağ ve muhafazakâr oylar)

Bundan sonra ikinci kırılma ise seçime katılabilmesi için CHP'den transferle grup kurdurulmasıyla oldu ki; bu operasyonla İYİ Parti'nin düşman Ce Ha Pe safında yer aldığı algısı hemen devreye girdi ve ardından CHP ile aynı ittifak içinde yer alınması, CHP'nin tam tavır alamadığı ve kafasının karışık olduğu HDP-PKK çizgisiyle ilişkisi, İYİ Parti'yle de ilişkilendirilip "devlet bekası" korkusu da devreye sokuldu. Tüm bunların neticesinde Akp'den gelme ihtimali olan ülkücü-muhafazakâr oyların çok cüzi bir kısmı İYİ parti'ye geldi, büyük bir kısmı MHP'ye uçtu, bir kısmı ise yine AKP'de kaldı. Ondan dolayı MHP yüzde 11'leri yakaladı.

Ben bu transfer olayının gerçekleştiği gün İYİ Parti'den bir genel başkan yardımcısını aradım ve bu endişelerimi dile getirdim. Beni bir dövmediği kalmıştı.

Aslında parti kurulurken olası bir erken seçim kararında İYİ Parti'nin seçime katılamayacağı parti yetkililerince hep söyleniyor ve bu ihtimale karşı bir hülle partisiyle (DP) bunun aşılacağı herkes tarafından biliniyordu.

Ben ise İYİ Parti'yi seçime katmamalarının Meral Akşener açısından daha iyi olabileceğini, çünkü yeni sistemde önemli olanın Cumhurbaşkanlığı seçiminin olduğu ve böyle bir durumda Akşener’in yaşayacağı mağduriyetten dolayı Cumhurbaşkanlığının önünün açılacağını çeşitli platformlarda dillendirmeme rağmen pek kale alınmamıştım.

İYİ Parti için üçüncü kırılma ise Muharrem İnce'nin Cumhurbaşkanlığı adaylığıydı ki bu durum aslında Erdoğan'ın da ilk turda seçimi kazanacağının bir işaretiydi.

Çünkü baştan beri Erdoğan, rakibinin CHP'li birisinin olmasını istiyordu.

Muharrem İnce, CHP'nin İYİ Parti'ye ve dolayısıyla Meral Akşener'e kaptırdığı oyları toparlayacak ve CHP seçmenini motive ederek kazanacaklarına inandıracak en mükemmel adaydı.

Ve aynı zamanda muhafazakar seçmeni "Ce Ha Pe geliyor" diye korkutarak bloklaştıracak en iyi isimdi.

Ayrıca bunu sağlamak için Recep Tayyip Erdoğan elinden geleni esirgemedi elinin altındaki bütün argümanları devreye sokarak İnce'nin daha da parlamasını sağladı.

Bunun yanında kendisi için asıl tehlike olacağını bildiği milliyetçi ve muhafazakâr bir isim olan Meral Akşener'in adını dahi anmadı ve medyada hiç göstermediği gibi bir de FETÖ yaftası yapıştırarak, Akşener'in performansının çoğunu bu iddiayı çürütmekle harcamasına neden oldu.

Bu durumda Muharrem İnce'den dolayı CHP'den gelme ihtimali olan oyların da yüzde 90'ının yuvasına dönmesine sebep oldu.

İYİ Parti için son kırılma noktası da milletvekili aday listeleri açıklandığında yaşandı.

1 Kasım 2015 seçimlerinden sonra Meral Akşener'le kader birliği etmiş, yaz kış dememiş, kar çamur dinlememiş, 45 derece sıcağın altında dere bayır dolaşmış, bayramlaşma töreninde salonu basan 20'li yaşlardaki gençlere karşı 60'lı yaşlardaki gönlü gençler Meral Akşener'i korumak için kendini siper edip dayak yemiş, sırf Meral Akşener'i desteklediği için iftiralar atılarak mahkemelerde süründürülmüş, yola birlikte çıktığı bu kendine yürekten inanmış arkadaşlarına maalesef Akşener sahip çıkmadı ya da çıkamadı.

Parti kurulurken daha önce rakibi olanlara partiyi teslim etti ve yola birlikte çıktığı arkadaşlarının boynunu, yolda bulduğu ve partiyi teslim ettiği kişilerin hızarına teslim etti.

Bu insanlar ya listeye hiç alınmamış ya da seçilemeyecek yerlere konularak biçtirilmiştir.

Ki bu hızarı elinde tutan gibilerin "dar kadrocu", "küçük olsun benim olsuncu" düşüncelerle MHP'nin iktidarını değil de, MHP içindeki kendi iktidarlarını düşünen hastalıklı kafaları yüzünden 50 yıllık baba ocaklarını terk etmişlerdi ve ülkücüleri iktidara taşıyacak diye inanarak Meral hanımla birlikte hareket etmişlerdi bu insanlar.

Meral Akşener, MHP kongresi sırasında da, İYİ Parti'yi kurduğunda da ısrarla altını çizdiği en önemli şey, adayların ön seçimle belirleneceğiydi. Baskın ön seçimde bu gerçekleşmedi. Bu anlayışla karşılandı herkesçe.

Ama aday belirlemek için hangi yöntem kullanıldı? İşte bu meçhul!..

Anketler yapılacak dendi, teşkilatlara sorulacak dendi; yapıldımı, meçhul...

AKP'ye 7 bin kişi müracat etti, İYİ Parti'ye 2 bin 800...

AKP ne yaptı; komisyonlar kurdu ve aday adaylarını tek tek mülakata aldı, imtihana tabi tuttu.

Ya İYİ Parti?

Evet o da komisyonlar kurdu ama bir tek adayı karşılarına alıp konuşmadılar...

Toptancı bir usulle, kafalarında birinci sıraya yerleştirdikleri adayları çağırdılar ve o bölgedeki müracaat eden aday adayı listelerini ellerine tutuşturup alt sıraları kafanıza göre yazın dediler. (Hoş böyle tespit edilen listelerin çok az bir kısmı bir el tarafından son dakika değiştirildi o da ayrı bir konu)

Bu durum da, İYİ Parti'de en az yüzde 2-3'lük bir oy kaybına neden oldu.

Ben, listeler açıklandığı gün bu durumu anlatan bir mektup gönderdim Akşener'e ve daha fazla oy kaybetmemesi için kendimce yapılması gerekenleri anlattım mektubumda...

Bana verdiği cevap:

“Benim moralimi bozma...

Mektubunu okudum...

Haklısın...

Ama halimi görüyorsun..." oldu.

Ben de kendisine:

"Ben asıl 24 Haziran'da moralinizin bozulacağı endişesiyle bütün bunları yazdım. Cevabınız buysa, Allah işinizi gücünüzü rast getirsin” diyerek yanından ayrıldım.

Evet, bütün bunları alt alta yazıp çıkardığımızda yedi aylık bir parti olan İYİ Parti ve Meral Akşener, aldığı neticeyle gerçekten başarılı olmuştur diyebiliriz...

Fakat yüzde 25'lerden başlayan bir serüvenin iki senede erimesi, hele hele erken seçim kararı alındığında yüzde 15-18'lik bir banttan iki ay içinde yüzde 9 ve 7 gibi bir orana düşmesinin nedenleri iyi tahlil edilmeli ve sorumluları derhal cezalandırılmalıdır. Değilse bu partinin ömrü çok kısa olur.

MHP'nin çok oy almasına gelince: Bir Kasım 2015 seçimleri itibarıyla yüzde 11 küsur olan oyunun en az yüzde 6'sını İYİ Parti'ye kaptırmıştı. Fakat yukarıda izah etmeye çalıştığım Ce Ha Pe korkusu ve "devletin bekası" söylemleri yüzünden; AKP'den İYİ Parti'ye gelmesi beklenen yüzde 6-7 oy –ki bu oylar zaten 7 Haziran seçimlerindeki MHP'nin aldığı yüzde 16 küsur oydan 1 Kasım'da Devlet Bahçeli'ye kızarak tekrar AKP'ye giden ülkücü muhafazakâr oylardır- tekrar MHP'ye gitmiştir.

Beni en çok yanıltan ve şaşırtan ise 1 Kasım'da MHP'de kalan yüzde 6'lık ülkücü oydan Cumhurbaşkanlığı için Erdoğan’a ancak yüzde 1'inin gideceği, kalanının Meral Akşener'e oy vereceğiydi.

Kendilerine yapılan bu kadar hakarete rağmen Recep Tayyip Erdoğan'a yönelmeleri bende büyük hayal kırıklığı yaratmıştır.

Özetle diyorum ki:

Muhafazakâr, mütedeyyin diye adlandırılan insanlarımızın genlerine yerleşmiş ve nesilden nesle aktarıldığı gözlemlenen bu 1940'larda yaşanmış veya uydurulmuş ama insanlara inandırılmış bu "Ce Ha Pe" korkusu giderilmediği ve bu insanlarımızın zihinleri resetlenerek sıfırlanmadığı müddetçe, bu ülke batsa, işgal edilse, hatta kıyamet kopsa; Erdoğan tarafından bunlar ortak düşmana karşı "bloklaştırılır" ve oyları istendiği şekilde kullandırılır.

Devletin ve milletin geleceği için psikiyatrislerin bu konuya yoğunlaşıp bir çözüm üretmesi gerekir.

Eğer bu yapılamıyorsa yapılacak tek şey:

Cumhuriyetin kurucusu olan CHP, Cumhuriyetin devamı için: Bir daha ortaya çıkmayacak şekilde hemen kendini lav etmelidir.

Aslında bunun ilk farkına varan rahmetli Bülent Ecevit’tir. Hatırlarsanız 12 Eylül sonrası CHP genel başkanlığı kendisine altın tepside sunulmuştu. Şayet isteseydi elinden kimse alamazdı. Fakat O, bunu elinin tersiyle itmiş ve zannımca CHP'yi lav etmenin ne kadar zor olduğunu bildiği için daha kolay bir yol olan DSP'yi kurmuştur.

"Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler..."

Güncelleme Tarihi: 03 Temmuz 2018, 23:54
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER