Mehmetçik Libya yolcusu

TBMM'de, Libya'ya asker gönderilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi oylandı. Toplam 509 milletvekilinin oy kullandığı oturumda 325 evet, 184 hayır oyuyla tezkere kabul edildi

Mehmetçik Libya yolcusu

CiddiGazete

TBMM genel kurulu, Libya’ya asker gönderilmesine ilişkin tezkereyi görüşmek üzere saat 14.00’te, Meclis Başkanı Mustafa Şentop başkanlığında toplandı. Oturumda Libya’ya asker gönderilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi oylandı. Toplam 509 milletvekilinin oy kullandığı oturumda 325 evet, 184 hayır oyuyla tezkere kabul edildi.

Şentop, Cumhurbaşkanlığı tezkeresinin görüşmelerinin yapılması amacıyla genel kurulun toplanmasına ilişkin çağrı yazısını okuttu.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, görüşmelere geçilmeden önce söz alarak, Genel Kurulun çalışmalarına ara verdiği dönemde, Şentop’un toplanma çağrısının “gündem güvencesinin” ihlali anlamına geldiğini, bunun Anayasa ve İçtüzük’e aykırı olduğunu savundu. Özel, Şentop’un, Meclis Genel Kurulunu, “bir kişinin tayin ettiği tarihte toplantıya çağırdığını” söyledi.

AKP İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat, TBMM Genel Kurulunun 7 Ocak 2020’ye kadar çalışmalarını hukuken ertelediğini belirterek, Meclisin olağan ve olağanüstü toplantılarının nasıl gerçekleşeceğinin İçtüzük ve Anayasa’da düzenlendiğini, bu bağlamda da Meclis Başkanı Şentop’un Genel Kurulu toplantıya çağırmasının kurallara ve şartlara uygun olduğunu vurguladı.

TBMM Başkanı Şentop da TBMM’yi değil, Genel Kurulu toplantıya çağırdığına dikkati çekerek, bunun Anayasa ve İçtüzük’e uygun olduğunu vurguladı.

Meclisi tatilde ve ara vermede toplantıya çağırmaya yönelik kuralların, Genel Kurulun ara vermesi halinde de geçerli olacağına işaret eden Şentop, “21 Aralık’ta alınan karar, bir tatil ve ara verme kararı değildi. TBMM bir tatilde ve ara vermede değildi. Sadece Genel Kurul toplanmama kararı almıştı. Ben TBMM’yi değil, Genel Kurulu toplantıya çağırdım. Aynı şey değil çünkü 21 Aralık’ta alınan karardan sonra TBMM’de komisyonların çalışmalarını sürdürmelerine bir engel yoktu” diye konuştu.

AKP Grup Başkanı Naci Bostancı da “Toplantıyı Anayasa’ya ve İçtüzük’e uygun bir şekilde yaptığınız kanaatindeyim. Buna ilişkin referanslar da verildi. Esasen bugün toplantıya gördüğünüz gibi Meclis de hazır bulunmakta ve yapmış olduğu yoklamada da Genel Kurulun iradesinin de toplanma istikametinde olduğu bir kez daha kayıtlara geçmiş bulunmaktadır. Tezkereyi görüştüğümüzde yeniden Genel Kurulun iradesi tecelli edecektir” ifadelerini kullandı.

TBMM Başkanı Şentop, daha sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla TBMM Başkanlığına gönderilen Libya’ya asker gönderilmesine ilişkin tezkereyi okuttu.

Libya tezkeresinin Meclis Genel Kurulundaki görüşmeleri, İYİ Parti Grubu adına İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın konuşmasıyla başladı.

Bu arada MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de Genel Kurul görüşmelerini takip etmek üzere Meclis’e geldi.

SAADET PARTİSİ MİLLETVEKİLLERİ PARTİ KARARINA UYMADI

Saadet Partisi genel merkezinin tezkereye “evet” kararına partinin TBMM’deki iki milletvekili uymadı.

Karara uymadığını açıklayan ilk isim İstanbul Milletvekili Cihangi İslam oldu.

İslam, TBMM genel kurulunun tezkere gündemi ile toplanıldığı saat 14.00’de Twitter hesabından oylamaya katılmama kararı aldığını duyurdu.

Partisin meclisteki görüşmelere katılan Konya Milletvekili Abdülkadir Karaduman ise kürsüde yaptığı açıklamada Libya tezkeresine destek vermeyeceğini açıkladı.

İYİ PARTİ: VİETNAM GİBİ OLUR

İYİ Parti İzmir Milletvekili Aytun Çıray, Libya’ya asker gönderilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi hakkında, “Mehmetçik, bölgede Vietnam gibi bir iç çatışmanın içerisine sokulabilir. Mehmetçiğimizi milli güvenliğimizle hiçbir ilgisi olmayan bir iç savaşın belirsiz ateşi hattına bırakamayız” dedi.

TBMM Genel Kurulunda, Libya’ya asker gönderilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresinin görüşmelerinde İYİ Parti Grubu adına konuşan Çıray, iktidarın ekonomik krize karşı ayakta durmaya çalışan Türk milletine yılbaşı tatilini de çok gördüğünü ileri sürdü.

Çıray, Libya’ya asker gönderilmesine ilişkin tezkere kararının aceleyle alındığını ve Türkiye’nin şimdiye kadar maruz kalmadığı bir şekilde bölgedeki insanların husumetiyle yüz yüze kalacağını belirtti.

Türk milletine ağır bedeller ödetecek bir oldubittiyle karşı karşıya olduklarını savunan Çıray, Suriye’de yaşananlara değindi.

AKP’nin dış politikasını eleştiren Çıray, hükümetin izlediği politikalarla Türkiye’yi derin bir yalnızlığa ittiğini, yaklaşık 5 milyon Suriyelinin Türkiye’ye geldiğini ve 50 milyar dolar para harcandığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce NATO’nun Libya operasyonuna karşı çıktığını ancak daha sonra İzmir’in NATO’nun operasyon merkezi olmasına izin verdiğini belirten Çıray, “BM, Trablus’taki güçleri meşru hükümet olarak kabul ettiği için desteklediğinizi söylüyorsunuz ama meşruiyet konusunda ilkeli ve inandırıcı değilsiniz. Suriye’de de Esad yönetimi BM’ye göre meşru hükümet idi ancak siz Esad’a değil, ÖSO’ya destek verdiniz” diye konuştu.

MEHMETÇİK İÇ SAVAŞIN TARAFI HALİNE GETİRİLİYOR

“Ulusal mutabakat hükümetinin yıkılması durumunda mavi vatanın elden gideceği” tezinin de doğru olmadığını ileri süren Çıray, “Hükümet Libya’da basiretsiz bir göçü teşvik etmektedir. Mehmetçik iç savaşın tarafı haline getiriliyor. Türkiye, Arap coğrafyasında nefret objesi haline gelecektir” ifadelerini kullandı.

Libya’nın yüzde 70’ine yakın bir alanı elinde tutan Hafter güçlerine Rusya başta olmak üzere birçok ülkenin destek verdiğine işaret eden Çıray, “Libyada ahlaksız bir iç savaş yaşanıyor. Bazıları aynı anda iki tarafa silah veriyor. Mehmetçik, bölgede Vietnam gibi bir iç çatışmanın içerisine sokulabilir. Mehmetçiğimizi milli güvenliğimizle hiçbir ilgisi olmayan bir iç savaşın belirsiz ateşi hattına bırakamayız” diye konuştu.

Aytun Çıray, şehitliğin kutsal bir makam olduğunu ancak hiç kimsenin şehitlik mertebesini istismar etmeye hakkının olmadığını vurguladı.

Türk askerinin savaşçı ve cesur olduğunu, Mehmetçiğin bu özelliğinin ancak milli davalarda değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Çıray, milliyetçiliğin ve vatanseverliğin gereği olarak bu tezkereye “hayır” dediklerini ifade etti.

“Libya ile sınırları olan ve milli güvenlik riski taşıyan Tunus, Cezayir ve Mısır neden asker göndermiyor?” sorusunu soran Çıray, “Sokakta vatandaşlar, ‘Suriye’de ne işimiz vardı?’ diyor, şimdi de ‘Libya’da ne işimiz var?’ diye soracaklar. Suriye’de PKK’ya devlet kurdurma planları devam ederken şimdi de Libya çıktı. Doğu Akdeniz’de bu kadar dert varken donanmanın gücünü neden ikiye bölüyorsunuz? BM ve uluslarası hukuk açısından büyük bir meşruiyet sorunuyla karşı karşıya kalma riski söz konusu. Bazıları Libya iç savaşında ellerini ovuşturarak bizi bekliyor. İYİ parti olarak milli güvenliğimizin tehdit edilmediği bir yerde bu tezkereye hayır diyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Çıray, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Meclis’e gelerek tezkereyi savunması gerektiğini ancak hükümetten bir bakanın bile tezkere görüşmesine katılmadığını belirtti.

MHP: EGEMENLİK HAKKIMIZIN MUHAFAZASI

MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, Libya’ya asker gönderilmesine dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresiyle ilgili, “Bu tezkereyle Akdeniz’de mavi vatanımızı koruyor, haklarımızın gasp edilmesini engelliyor, kardeş ülke Libya’nın istikrarına ve bölgesel barışa katkı yapıyoruz. Masada oluşan realite bu tezkereyle sahada da perçinlenecektir” dedi.

TBMM Genel Kurulunda görüşülen tezkere üzerinde MHP Grubu adına konuşan Akçay, emperyalist emellerini, bölgedeki istikrarsızlığı destekleyerek, Hafter gibi yasadışı aktörleri finanse ederek gerçekleştirmeye çalışan odakların yanında değil karşısında durmanın “milli duruşun kayıtsız şartsız gereği” olduğunu belirtti.

Libya ile yapılan anlaşmaların, Türkiye’nin Akdeniz’deki hak ve hukukunu koruma yolunda atılmış isabetli adımlar olduğunu anlatan Akçay, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki varlık ve egemenlik hakkının muhafazası, Libya’daki meşru hükümetin varlığını devam ettirmesine, bu ülkenin güvenlik, istikrar ve huzura kavuşmasına bağlıdır” diye konuştu.

DOĞU AKDENİZ’İN GELECEĞİ

Tezkerenin, Libya’nın istikrar, huzur ve güvenliğine destek veren Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlarını muhafaza ettiğini ve bölgesel barışa katkı verdiğini kaydeden Akçay, “Doğu Akdeniz dünya jeopolitiğinin önemli bir sahasıdır. Bölgesel gelişmeler Türkiye’nin bu sahada güçlü ve etkili olmasını zorunlu kılmaktadır” ifadesini kullandı.

“AB’den gelen yaptırım açıklamaları, İsrail, Yunanistan, Mısır’dan gelen ve nazarımızda hiçbir kıymeti olmayan karşı açıklamalar hepimizin malumudur” diyen Akçay, şöyle devam etti:

“Doğu Akdeniz artık, Libya’nın da dahil olduğu daha geniş bir coğrafyayı işaret etmektedir. Anlaşmaları imzalayıp onaylayan Libya Ulusal Mutabakat Hükümetinin iktidarda kalması Türkiye ve Libya açısından olduğu kadar, Doğu Akdeniz’in geleceği bakımından da çok önemli bir meseledir.”

Libya’ya asker göndermenin, silah ve mühimmat ile teknik ve askeri bilgi desteği sağlanmasının uluslararası hukuk açısından meşru olduğunu kaydeden Akçay, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2015 yılındaki 2259 sayılı kararının, Türkiye’ye ve Birleşmiş Milletlere üye diğer ülkelere bu sorumluluğu verdiğini anlattı.

‘KADİFE ELDİVEN İÇİNDE ÇELİK YUMRUK’

Akçay, uluslararası kuruluşlar aracılığıyla barış ve güvenlik alanında en kuvvetli katkıyı sunan Türkiye’nin, yine uluslararası hukuk bağlamında kendi güvenliğini korumak için sınır ötesi harekatlar gerçekleştirmesinin hiçbir yanlış ya da gayrihukuki yanı olmadığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Türkiye haklı, hukuki ve meşru bir zeminde faaliyet yürütmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, bütün operasyonlarda dünyaya en güzel insanlık dersleri veren asil ve şanlı bir ordudur. Türk askeri barışın güvercini, savaşın kartalı, kadife eldiven içinde çelik yumruktur. Tezkerenin kabulüyle Libya’yla akdedilen mutabakat muhtıralarıyla elde edilen kritik kazanımlar muhafaza edilecek, Türkiye için kritik öneme sahip Libya’yla ilişkiler güçlendirilecek, AB dahil çeşitli aktörlerin etkin olmaya çalıştığı Libya’da ve Afrika’da her bakımdan etkinliğimiz artacak, Doğu Akdeniz’deki ve Suriye’deki varlık ve politikaları nedeniyle Türkiye’ye karşı faaliyetler yürüten ülkelere karşı durum üstünlüğü elde edilecek ve mücadele yeni bir boyut kazanacak. Akdeniz’de merkezi bir konumda konuşlanma imkanı elde edilecek, Yunanistan’a yönelik çevreleme politikasını yürütme fırsatı daha da bir inisiyatif kazanacaktır.”

EMPERYAL EMELLER

“İçinde bulunduğumuz coğrafyanın geleceği bölgede tarihi ve emperyal emelleri olan ülkeler tarafından iç karışıklıklar ve vekalet savaşları vasıtasıyla şekillendirilmeye çalışılırken, Türkiye’nin bu duruma kayıtsız kalması akıl dışıdır.” diyen Akçay, şu görüşlerini paylaştı:

“Bu tezkereyle Akdeniz’de mavi vatanımızı koruyor, haklarımızın gasp edilmesini engelliyor, kardeş ülke Libya’nın istikrarına ve bölgesel barışa katkı yapıyoruz. Masada oluşan realite bu tezkereyle sahada da perçinlenecektir. Türkiye, Doğu Akdeniz’de meselelere ve gelişmelere mahkum değil, hakim konumdadır ve bu konumunu sürdürmeye kararlıdır. Türkiye, Libya’ya savaşmak için değil, barış ve huzurun tesisi ve Birleşmiş Milletler kararlarında öngörüldüğü üzere, meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne destek vermek için gitmektedir.”

CHP: SAVAŞMAK ÜZERE GÖNDERİLECEK

CHP Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili Ünal Çeviköz, Libya’ya asker gönderilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresini onaylamadıklarını belirterek, “Türk askerini, Libya’da savaşmak üzere gönderecek olan bir savaş tezkeresidir” dedi.

Çeviköz, Libya’ya asker gönderilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresinin Genel Kuruldaki görüşmelerinde, CHP Grubu adına söz aldı.

Türkiye’nin, yurttaşların ve TSK’nın geleceğini çok yakından ilgilendiren önemli, tarihi bir tezkereyi görüşmek üzere olağanüstü toplantıya davet edildiklerini belirten Çeviköz, “Önemli, çünkü iktidar bu kararla Türkiye’yi çok büyük tehlikenin içine atmak üzeredir. Tarihi, çünkü Türkiye’nin şimdiye dek Silahlı Kuvvetlerini, daha önceki örneklerde rastlamadığımız ve daha önceki örneklerle kıyaslanmayacak bir amaca yönelik olarak başka bir ülkenin topraklarına gönderme kararı alıp almamanın eşiğindeyiz” dedi.

Çeviköz, tezkere metninin, önceden planlanmış, sarayın siparişiyle Silahlı Kuvvetlerini Libya çöllerinde savaşa göndermek üzere hazırlanmış bir felaket çağrısı olduğunu savundu.

Bu tezkerenin, Türkiye’nin şimdiye dek uzak coğrafyalara askere gönderme kararı alırken özen gösterdiği insani yardım amaçlı bir asker gönderme tezkeresi olmadığını öne süren Çeviköz, “Türk askerini Libya’da savaşmak üzere gönderecek olan bir savaş tezkeresidir. TBMM, kuruluşunun 100. yıl dönümünde olağanüstü toplantıya çağrılarak, iktidarın oldubittiye getirme politikalarına ve sarayın siparişlerine araç olarak kullanılmamalıdır. Bu kürsüden yemin ederek göreve başladık, milletimizin oylarıyla milletin vekili olduk, şerefimizle milletin vekili olmaya devam edelim” diye konuştu.

‘MİLLİ GÜVENLİKTEN SÖZ EDİLMİYOR’

Çeviköz, tezkerenin gerekçesinde milli güvenlikten söz edilmediğini, “milli çıkar” ifadesinin kullanıldığını söyledi.

“Kim tarif ediyor milli çıkarları; savaşa davetiye çıkaran ve asker göndermek için sipariş verenler mi?” diye soran Çeviköz, tezkerenin hiçbir yerinde, hiçbir şekilde tehdit veya risk altındaki ulusal çıkarların tarif edilmediğini savundu. Çeviköz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu neden önemli? Libya’ya askeri kuvvet gönderiyorsunuz, askerlerinizi bir iç savaşın hüküm sürdüğü yabancı bir ülkenin topraklarında can güvenliği tehdidinin tam ortasına atıyorsunuz. Yani bir askeri harekata kalkışıyorsunuz fakat siyasi hedefiniz belli değil. Her askeri harekatın bir siyasi hedefi vardır, o siyasi hedef de ulusal çıkarlara göre belirlenir. Gönderilecek askeri gücün büyüklüğü, tipi, hedefleri bu ulusal çıkarların korunmasını garanti altına alacak şekilde belirlenir. Ulusal çıkarların ne olduğu belli olmadığı gibi gönderilecek askeri unsurlarımızın şümul, miktar ve zamanı da Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak şekilde ifadesiyle ucu açık, muğlak, belirsiz bırakılmıştır. Yani sipariş listesi sarayın elindedir. Yüce Meclisimizin kuruluşunun 100. yılında bir savaşa taraf olmak üzere yurt dışına asker gönderme kararı alması istenirken, üzerinde ‘sen kararı al, gerisini merak etme’ şekilde bir baskı oluşturulmaktadır. Ulusal egemenliğimizi temsil eden yüce Meclisimizi bu şekilde işlevsiz bırakan bir karar tasarısını onaylamamız asla mümkün değildir.”

‘KİMSENİN ÖZEL GÜVENLİK GÜCÜ DEĞİL’

Silahlı kuvvetlerin kimsenin özel güvenlik gücü olmadığını ifade eden Çeviköz, vatan evlatlarının Libya çöllerinde bu şekilde, sorumsuzca sevk edilemeyeceğini kaydetti.

Çeviköz, Libya’dan bir şehit haberi geldiğinde ne yapılacağını, sıradan bir kazaymışçasına ailenin “Oğlunuzun ölümü kader” diyerek mi teselli edileceğini sordu.

Ünal Çeviköz, “Diplomasi yeteneğini kaybetmiş, çözümü kuvvet kullanımında arayan, bu kuvvet kullanımına da vatan evladını kurban etmeye hazırlanan bir zihniyet ile karşı karşıyaysak, bu zihniyete geçit vermemek, içinde bulunduğumuz, gazi unvanını kazanan yüce Meclisin görevi olmalıdır” dedi.

Türkiye’nin, bölgedeki başka ülkelerin vekalet savaşlarına alet olmaması, paralı asker ticaretine girmemesi gerektiğini belirten Çeviköz, “Libya’ya Suriye’deki cihatçıları göndererek mi El Kaide ile mücadele edeceğiz?” dedi.

‘TEZKERE ANAYASAYA AYKIRI’

Yurt dışına askerlerin gönderilmesine izin verilmesinin Anayasanın 92. maddesi uyarınca gerçekleştiğini anımsatan Çeviköz, bu tezkerenin söz konusu maddeye aykırı olduğunu iddia etti. Çeviköz, tezkere talebinin, “milletler arası hukukun meşru saydığı hallerde” ifadesini karşılamadığını, bu tezkerenin, BM Güvenlik Konseyi kararının ihlali olduğunu öne sürdü.

Libya’daki insan ve göçmen kaçakçılığını, Anayasanın 92. maddesi uyarınca TBMM gündemine getirilen bir tezkereyle ilişkilendirmenin akla ve mantığa uygun olmadığını savunan Çeviköz, Libya kaynaklı insan ve göçmen kaçakçılığının, öncelikli olarak Avrupa ülkelerinin sorunu olduğunu belirtti. Çeviköz, “Onlar bile Türkiye kadar öne atılmamışken bizim bu gerekçeyi kullanmamız en hafif tabiriyle sorunludur, sorumsuzluktur. Suriye’de güç politikası işletmek isterken göç politikasına maruz kalan iktidar, bu hatayı şimdi bir de Libya’da yapmaya hazırlanmaktadır” dedi.

Libya’da ateşkes ve barışın sağlanması için ülkeye asker göndermenin, en son yapılacak iş olduğunu ileri süren Çeviköz, tezkere metninde askeri müdahalede bulunabilmek için çok fazla gerekçe sıralandığını savundu.

Tezkere metninin, “her türlü tehdit”, “her türlü tedbir” gibi ifadelerle ucu açık bir niteliğe kavuşturulduğunu öne süren Çeviköz, Türkiye’nin Libya müdahalesinin meşruiyetinin uluslararası hukuk bakımından tartışmalı olduğunu, buna onay veren bir BM Güvenlik Konseyi kararının bulunmadığını söyledi.

‘TEZKERE KONUSU DEĞİLDİR’

İç savaş içindeki taraflardan birinin çağrısının da böyle bir harekata girişmek için yetersiz olduğunu belirten Çeviköz, Libya halkının ihtiyacı olan insani yardımların, BM kanalıyla ulaştırılabileceğini, bunun bir tezkere konusu olmadığını kaydetti.

Çeviköz, telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için tezkere istemek yerine, tıpkı büyük devletler gibi Rusya veya Almanya gibi, her iki tarafla da temas kurulması, diplomasi kanallarının açık tutulması gerektiğini dile getirdi.

‘MUHARİP GÜÇ OLARAK LİBYA’DA BULUNMAMIZ GEREKMEKTEDİR’

Libya’nın muharip güce ihtiyacı olduğunu ifade eden Çeviköz, şunları kaydetti:

“Bizim de kesinlikle muharip güç olarak Libya’da bulunmamamız gerekmektedir. Ülkemizin sosyolojik yapısı göz önüne alındığında iktidar etnik ve mezhepsel hassasiyeti olan ülkelerin iç işlerine kesinlikle taraf olmamalıdır. Doğu Akdeniz’de yeniden Türkiye karşıtlığının güçlenmemesi için Türkiye’nin taraf olmaması, hele hele askerlerimizi iç savaşa göndermememiz gerekmektedir. ‘Libya’da ne işimiz var?’ sözü dar bir bakış açısı değil, bizzat dış politikamızın temelini oluşturan yurtta sulh, cihanda sulh ilkesinin bir gereğidir. Dar bir bakış açısı varsa o da Türkiye’yi dış politikada dar bir alana sıkıştırarak ülkemizi derin bir yalnızlığa hapseden iktidarın bakış açısıdır. Dar bir bakış açısı varsa Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne BM nezdinde bir meşruiyet sağlanırken yine BM Güvenlik Konseyi kararının, 1970 sayılı Kararı’nın hiçe sayılmasıdır, dar bakış açısı bizzat bu tezkere metnidir.

Mademki Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümetini BM’nin tanıdığı meşru hükümet olarak görüyorsunuz, o zaman BM’yi göreve davet edin. Bir BM üyesi olarak Türkiye’nin BM’yi bir BM Barış Gücü oluşturulmasına ve bu konuda bir karar alınmasına çağırma ve ön ayak olma hakkı vardır. Çağırın ve deyin ki ‘Biz Türkiye olarak BM’nin böyle bir barış gücü kurmasına ve Libya’ya göndermesine izin veriyoruz, destekliyoruz ve barış gücüne katkı vermeye de hazırız.’ Bunu söylediğiniz zaman siz de saygın bir uluslararası aktör olarak kabul edilebilirsiniz. Bunu yapmaya niyetiniz yok mu? O zaman biz bu kürsüden sizin için bu çağrıyı yapıyoruz.”

AKP: ARABULUCULUK TEKLİFİMİZ REDDEDİLDİ

AKP Ankara Milletvekili Emrullah İşler, Yapmış olduğumuz güvenlik ve askeri iş birliği anlaşmasıyla biz Libya’daki güvenlik sektörünün reform edilmesi için, ıslahı için Türkiye olarak elimizden gelen desteği vereceğiz” dedi.

İşler, 2014’te özel temsilcik görevine geldikten sonra Libya’ya ilk ziyaretini gerçekleştirdiğini belirterek, Tobruk bölgesinde meclis başkanı ve milletvekilleri ile görüşmeler yaptığını söyledi.

Libya’daki krizin çözümünün diyalog yoluyla olması gerektiğini, Türkiye’nin dış müdehalelere karşı, Libya’nın toprak bütünlüğünden yana olduğunu, herkese eşit mesafede durulduğunu söylediklerini anlatan İşler, gerekirse arabuluculuğa da hazır olunduğunu ancak arabuluculuk teklifinin reddedildiğini dile getirdi.

İşler, Türkiye’nin, o günden bugüne kadar BM’nin Libya’daki girişimini desteklediğini ve bu süreçte Libya Siyasi Anlaşmasının ortaya çıkardığı meşru Ulusal Mutabakat Hükümetinin arkasında durduğunu kaydetti.

Libya’daki her kesime Türkiye’nin eşit mesafede bulunduğunu herkesin bildiğini vurgulayan İşler, Libya için yapılan toplantılara 17 ülkenin destek verdiğini anımsattı.

ONLAR GİBİ İKİ YÜZLÜ MÜ OLSAYDIK?

İşler, uluslararası politikada büyük bir çifte standart uygulandığını belirterek, anlaşmaya destek veren ülkelerin, anlaşmanın hayata geçirilmesi için adım atmadıklarını kaydetti. İşler, “Biz de onlar gibi iki yüzlü mü olsaydık? Onlar gibi çifte standart mı uygulasaydık?” diye konuştu.

Libya Siyasi Anlaşması kapsamında oluşan Ulusal Mutabakat Konseyinin uluslararası toplum tarafından tek ve meşru hükümet olarak tanındığını vurgulayan İşler, bu anlaşmanın ikili yapıyı sona erdirip tek bir hükümeti ortaya çıkardığını dile getirdi.

İşler, Libya’da meşru hükümet desteklenirken Suriye’de neden desteklenmediğinin sorulduğunu belirterek, “Biz, Suriye’de Esed rejimine neden karşı çıktık? Yüz binlerce vatandaşını öldürdüğü ve halen da öldürmeye devam ettiği için karşı çıkıyoruz” dedi.

Türkiye’nin Libya’da meşru hükümeti desteklediğini vurgulayan İşler, Libya’da Hafter ve yanlılarının tek isteğinin askeri çözüm olduğunu aktardı.

KARŞILIĞINI ALIRSIN

Türkiye’nin askeri çözüme karşı olduğunu dile getiren İşler, şunları söyledi:

“Yapmış olduğumuz güvenlik ve askeri iş birliği anlaşmasıyla biz Libya’daki güvenlik sektörünün reform edilmesi için, ıslahı için Türkiye olarak elimizden gelen desteği vereceğiz. Türkiye bir güç gönderecek. Bu güç tabiiki muharip bir güç olma niyetiyle gitmiyor. Türkiye’nin orada askeri varlığının yeterince caydırıcı olacağını ifade etmek istiyorum. Türk bayrağının orada dalgalanacak olması elbetteki birileri için caydırıcı olacaktır. Ama birileri hadsizlik eder de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin askerlerine saldırıda bulunursa en güçlü karşılığı da alacaktır. Burada esas itibariyle ilkesel olmak önemlidir, demokrasiden yana olmak önemlidir, özgürlüklerden yana olmak önemlidir, insan haklarından yana olmak önemlidir. Türkiye olarak biz bunların yanındayız.”

İşler, Libya’nın meşru hükümetinin Türkiye’nin yanı sıra ABD, İtalya, İngiltere ve Cezayir’e davette bulunduğunu belirterek, Türkiye’nin, kardeşlik hukukundan kaynaklanan şekilde, bu davete icabet ettiğini kaydetti.

Öte yandan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da İşler’in konuşması sırasında, görüşmeleri takip etmek üzere Genel Kurul salonuna geldi.

Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2020, 11:48
YORUM EKLE