Akşener'den Bahçeli'ye ağır eleştiri

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, emekli amirallerin bildirisini değerlendirirken Devlet Bahçeli'yi de eleştirerek, "Sayın Bahçeli'nin önüne bir şeyler koyuyorlar, o da okuyor. Önüne konanı sorgulamıyor ki bizi sorgulasın" dedi

Akşener'den Bahçeli'ye ağır eleştiri

CiddiGazete- İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın İstanbul ve Montrö sözleşmeleri gibi konularda, "gerçekte olmadığı halde kendi kendine yetki verdiğini" vurguladı. Montrö tartışmaları ile başlayan ve emekli amirallerin bildirisiyle gelişen sürecin "muhalefeti kapsayan bir girişim olduğunu" savunan Akşener, "Bir kişi kendine bir yetki veriyor, sonra da o yetkiye dayanarak milletin Meclisi’nin attığı imzayı çekiyor. Bu milli irade gaspıdır. Montrö'nün konuşulmasına sebep olan Meclis Başkanı, 'yanlış anlaşıldığını' belirterek, durumu toparladı. Orada bir deneme mi yaptılar, bilemem" dedi. Vesayetin her türlüsüne karşı olduklarını sürekli dile getirdiklerini anlatan Akşener, "Cumhurbaşkanı da (takkeli amiral konusunda) 'Rahatsızız' dedi ama o günden beri maşallah pek rahatlar" ifadelerini kullandı. Akşener, "yargının sinmiş durumda olmasına karşın muhalefetin sinmeyeceğine" de işaret etti.

Akşener'in gündemdeki konulara verdiği cevaplar şöyle:

- Geçen seçimde Millet İttifakı birden çok aday çıkarmıştı. Muhalefetin önümüzdeki seçimlerde stratejisi ne olmalı?

- İYİ Parti olarak seçimlere parti odaklı değil, Türkiye odaklı bakıyoruz. Seçim sözü edilmeden, ülke o atmosfere girmeden yapılacak tüm değerlendirmelerin bir ayağı eksik olur. Bizim hedefimiz milletimizden yetkiyi alıp, iktidar olmak. İktidar olup, AK Parti'nin ve Erdoğan'ın keyfiyetinden doğan hasarları onarmak. Öncelik bu liyakatsiz, beceriksiz ve her geçen gün ülkemize, milletimize yük olan iktidardan kurtulmak. Bunu sağlayabilmenin yolu neyse, İYİ Parti olarak konuşmaya değer buluruz. Zaten Millet İttifakı’nın genel olarak bakışı, tespitleri de bu yönde. Millet İttifakı, ortak aklın etrafındaki bir beraberlik. Değerlerimizi korumak kaydıyla, milletine yabancılaşmış ve sadece şahsi ikbalinin peşine düşmüş bu iktidardan kurtulmak için gereken neyse İYİ Parti onu yapacak.

"SİYASİ ÇİRKİNLİK, TEZGAH..."

- MHP lideri Devlet Bahçeli, bir emekli amiralin ismini de vererek, yayımlanan bildirinin "sizinle bağlantılı olup olmadığını" sorguladı, ilginiz var mı?

- Sayın Bahçeli'nin önüne bir şeyler koyuyorlar, o da okuyor. Önüne konanı sorgulamıyor ki bizi sorgulasın. Amirallerin bildirisiyle ilgili olarak, ilk dakikadan itibaren dikkatimizi çeken bir nokta var. Kısa bir dönem partimizde görev almış ancak sonra kendi isteğiyle ayrılmış bir emekli amiral üzerinden bu mesele "İYİ Parti ile birlikte anılsın" istediler. Dikkat buyurun, MHP'nin gazetesi, televizyonu, yandaş yayın organlarında, ortak bir dille, emekli Amiral Ergün Mengi üzerinden, konuyu İYİ Parti'yle ilişkilendirmeye çalıştılar. Bunu 28 Şubat'ta, tankların, apoletlerin karşısında durmuş Meral Akşener'e rağmen yapmaya kalktılar. Bu gerçek ışığında baktığınızda "ölü doğmuş" bir siyasi çirkinlikti, tezgâhtı.

"KURMAY HATA YAPMAZ"

- Bildiriye yönelik değerlendirmeniz bir kesimden tepki çekti. "Zevzeklik" nitelemeniz için sonradan "Söylemeseydim iyi olurdu" diye düşündünüz mü?

- Bakın; İYİ Parti olarak biz, diğer muhalefet partileri, Montrö ve Silahlı Kuvvetlerimizdeki bazı gelişmelere dair en yüksek tondan görüşlerimizi beyan ettik. Hatta Montrö’nün konuşulmasına sebep olan Meclis Başkanı da tepkiler üzerine "yanlış anlaşıldığını" belirterek, durumu toparladı. Orada bir deneme mi yaptılar, bilemem. Ama şu bir gerçek ki siyaset kurumu devrede ve gereğini yapmış. Bu konuda iktidara geri adımı da attırmış. Türkiye'deki her kişinin, kurumun, alanı ile ilgili görüş beyan etmek hakkı vardır elbette. Fikir hürriyeti her vatandaşımızın hakkı. Ancak bu hürriyeti kullanırken sorumlu ve dikkatli davranmak gerekir. Türkiye’ye uzun yıllar hizmet etmiş, kurmay akla sahip bir grup emekli amiralimizin bu hakkı kullanırken, "muhtıra ve darbe" konularında acı tecrübeleri dikkate alarak, daha akıllıca davranmaları gerektiğine inanıyorum. Milletimizin acı hatıraları var ve hafızalarda çok taze. Bu gerçek ortadayken, gece yarısı ilan edilen bir bildirinin nasıl etki yapacağı, nasıl bir algı yaratacağı ve iktidar tarafından da nasıl kullanılacağı belli. Bugün, "Böyle algılanacağını düşünemedik, bir iletişim kazası oldu" diyorlar ya, işte ben de tam olarak bunu dedim: Kurmay akıl, bu hayati noktayı düşünemiyor, hesap edemiyorsa, yapılan iş yanlıştır. Bir kurmay zekâ, sonuçlarını kestiremeden bir adım atmaya kalksa, muhtemelen komutanı da ona aynı tarifi yapar.

"SİYASET TARİHİ YAZACAK"

Bakın, biz İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına bambaşka bir noktadan itiraz ettik. Dedik ki: Erdoğan Cumhurbaşkanlığı kararıyla, yani kendi kendine verdiği yetkiyle uluslararası bir sözleşmeden çıkamaz. Hukuken mümkün değil. Aynı konu Montrö için de geçerli. Şimdi bu meseleyi sadece İstanbul Sözleşmesi ya da sadece Montrö üzerinden tartışmak, yapılabilecek en büyük hatadır. Ondan önce anayasa ve yasalar açısından sorun var. Bir kişi kendine bir yetki veriyor, sonra da o yetkiye dayanarak, milletin Meclisi’nin attığı imzayı çekiyor. Bu, milli irade gaspıdır ve asıl büyük sorun budur. Eğer bunu görmezden gelirseniz, aynı hukuk dışı yetkiyi öne sürüp, Montrö'yü de Lozan'ı da hatta anayasamızın ilk dört maddesini de tartışmaya açabilirler. Biz orada başka bir test etmeyi gördük. Bu pencereden bakıldığında, benim çıkışımdaki tonun, bir büyük oyunu bozduğunu bugün herkes kabul ediyor. İYİ Parti; gece yarısının seçildiği, Cumhurbaşkanı’nın Marmaris’te olduğu, besleme basının manşetlerinin bile hazır olduğu ve amiraller üzerinden oynanmak istenen bir oyunu bozmuştur. Siyaset tarihimiz bunu böyle yazacak.

- Emekli amirallerin gözaltı sonrası ordu evlerine sokulmamaları, korumalarının çekilmesi ve lojmanlardan çıkarılmasını nasıl yorumluyorsunuz?

- Ben, olayın ardından Sayın Cumhurbaşkanı'nın pazartesi günü yaptığı ilk açıklamayı daha dikkatli ve isabetli buldum. Çok kırmadan, dökmeden konuştu. Ancak iki gün sonra, çarşamba günü gördük ki saray bürokrasisi yine devreye girmiş, videolar hazırlatmış ve "İşte darbeci CHP" başlıklı bir konuşma metni hazırlamış. Yani bir anlamda, "İYİ Parti olmadı, CHP verelim" demiş. Uzun zamandır Sayın Erdoğan’ı uyarıyorum: "Sarayın duvarlarını aş, çevrendeki iş bilmezleri uzaklaştır. Bu sana da ama daha önemlisi Türkiye’ye ve milletimize de zarar veriyor" diyorum. Amirallere ilişkin kararları doğru bulmuyorum. Silahlı Kuvvetler'in kendi içinde bazı kuralları olabilir. Ancak ülkelerine yıllarca hizmet etmiş, bu hizmetler dolayısıyla bazı ülkelerin, terörün hedefindeki emekli komutanların korumalarının çekilmesini, lojmandan çıkarılarak ailelerinin mağdur edilmesini ayıplıyorum. Hukuki olarak bir sorun varsa, yasalar ışığında gereği yapılır. Ama bu iş, mahalle aralarındaki çocuk kavgaları gibi yapılmaz. Ciddiyetle yapılır, özenle yapılır.

"PEK RAHATLAR..."

- TSK'da görevli bir amiralin takkeli fotoğrafı, bir generalin dinsel içerikli mesajı kamuoyuna yansıdı. İktidarın bu konudaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Öncelikle bizim fikrimizi paylaşayım. Bundan 5 yıl önce, bu tür ilişkilerin ya da yapıların güvenlik bürokrasimize, yargımıza sızmasının ne kadar tehlikeli olduğunu yaşayarak öğrendik. Dini mevzular, insanların özelidir. Dilediklerine inanır, içlerinden geldiği gibi de yaşarlar. Buna kimse itiraz edemez. Ancak dinimiz bile emreder ki mesele devlet idaresiyse, gereği neyse o yapılacak. Silahlı Kuvvetlerimizin kendini "cemaat" olarak kabul ettiren bir yapının kontrolüne geçtiğinde başımıza neler gelebileceğini, 15 Temmuz ihanetinde yaşayarak gördük. Bu konuda da milletimizin hafızası taze. Dolayısıyla kanunlar, kurallar neyi gerektiriyorsa, sistem o şekilde işleyecek. Bakın, Cumhurbaşkanı da "Rahatsızız" dedi ama o günden beri maşallah pek rahatlar. Daha tek bir adım görmedik, bir karar duymadık. İnsanların inançlarına karışmanın da din temelli ilişkilerin devlet yönetiminde etkin ve belirleyici olmasına da karşıyız.

"TÜRK SİYASETİNE TAARRUZ ETTİ"

- Doğu Türkistan’a ilişkin açıklamanızın ardından Çin Büyükelçiliği doğrudan sizi hedef aldı. Bu, "diplomatik nezaketsizlik" olarak yorumlandı. Hükümetin bu noktada gösterdiği tepki yeterli miydi?

- Doğu Türkistan ve Uygur kardeşlerimizin yaşadıkları bizim için bir insanlık sorunu. Bu konunun ısrarla takipçisi olacağız. Çin Büyükelçiliği, diplomasinin teamüllerine ve nezakete aykırı bir tavır sergiledi. Beni ve Mansur Yavaş’ı tehdit etti. Edebilir. Doğu Türkistan’da insanlığı ayaklar altına alanların, Ankara’da nezaketi çiğnemelerine şaşırmam. Ancak Çin Büyükelçisi'ni Dışişleri Bakanlığı’na çağırıp, sonra da parmağını oynatmayan iktidarın tavrına şaşırırım. Bakın, o Büyükelçi o tavrıyla, Türkiye'nin başkentinde Türk siyasetine taarruz etti. Bunun bir bedeli olmalıydı. Bakın, İtalya Başbakanı Erdoğan'a hitaben kabul edilemez sözler ettiğinde biz; "İç siyasette kavgamızı veririz. Ancak Cumhurbaşkanlığı makamı bir dış saldırıya uğradığında duracağımız yeri biliriz" dedik. Biz, İtalya Başbakanı’nın nezaketsizliğine karşı durmamız gereken yerde durduk. Ancak Sayın Erdoğan, Çin'den gelen taarruzda, kayıplara karıştı.

"YARGI SİNMİŞ..."

- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında hazırlanan fezleke konusunda ne düşünüyorsunuz?

- Bu hamle de muhalefeti korkutma, sindirme amacının bir parçası. Ama en başta söyleyeyim, Sayın Kılıçdaroğlu bizzat çıkıp, "Getirin" demiş, meydan okumuştu. Dolayısıyla, korkutabileceği ya da sindirebileceği biri yok karşısında. Ama vahim olan şu: Türkiye’de sorumluluk makamında olmayan herkes için fezleke hazırlanabiliyor. Ama sadece bütün bu kötü gidişin, kanunsuzlukların, soygunların tek sorumlu hakkında tek bir hukuki hamle yok. Tuz kokmuş ki koca ülkede. Cumhuriyetin tek bir savcısı çıkıp, bir soruşturma başlatmıyor. Muhalefeti sindirmek için her adımı atacaklarını biliyoruz. Doğru değil ama sıradan bir durum. Muhalefet sinmeyecek ama daha vahimi, yargı sinmiş.

"HERKES YANLIŞ, KENDİSİ DOĞRU"

Hani bir fıkra var, bilirsiniz. Nüktedan bir Karadenizli kardeşimiz Almanya'daki bir otoyola ters istikâmette girmiş. Bütün sürücüler ne yapacağını şaşırıyor, trafik altüst oluyor. O sırada radyodan bir anons yapılıp, sürücüler uyarılıyor. Spiker diyor ki: Birisi otoyolda ters yönde ilerliyor, dikkatli olun. Karadenizli vatandaşımızın tepkisi: Ne birisi, hepisi hepisi... Yani demem o ki Erdoğan'a göre herkes yanlış, sadece kendisi doğru. Türkiye'de herkesin bir kabahati var ama sorumluluk makamında olmasına rağmen, bir tek Sayın Erdoğan ve ortaklarının yok. Fezlekeler ya da adalet konusundaki durumumuz işte tam da bu.

Kaynak: Cumhuriyet

Güncelleme Tarihi: 19 Nisan 2021, 04:01
YORUM EKLE